Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” üzerinden yürütülen tartışmaları değerlendirdi.
7595 sayılı Kanun’a yönelik olası AYM başvurusundan yeni infaz düzenlemesine, siyasi dilden demokrasi reformuna kadar birçok konuda açıklamalarda bulunan Uçum, yeni anayasa için de referandum şartını vurguladı.
Mevcut yasama döneminde yeni anayasanın tamamlanmasını güç gördüğünü belirten Uçum, “Türkiye muhtemelen bir sonraki yasama döneminde, yani 29. Dönem TBMM’si eliyle yeni anayasasını yapacaktır” ifadelerini kullandı.
Uçum, kanunun 367 milletvekilinin teklifi ve 467 milletvekilinin kabul oyuyla çıkmasını gerekçe göstererek soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne götürülme ihtimalini düşük gördüğünü belirtti. Başvuru için son tarihin 17 Ekim 2026 olduğunu hatırlatan Uçum, somut norm denetimi yolunun ise her zaman açık olduğunu ifade etti.
Uçum, kanunun Anayasa’ya aykırı olmadığı görüşünü savunarak özellikle eşitlik ilkesi bakımından AYM’nin geçmiş kararlarına işaret etti. Farklı hukuki durumda bulunan kişilere farklı kurallar uygulanabileceğini belirten Uçum, terörün sona erdirilmesi amacını “üstün yarar” kapsamında değerlendirdi.
“7595 SAYILI KANUN EMSAL OLUŞTURACAK BİR KANUN DEĞİLDİR”
Uçum, söz konusu düzenlemeden hareketle genel bir infaz talebi oluşturulmasının doğru olmayacağını vurguladı. Kanunun yalnızca terörün tasfiyesi amacıyla hazırlanan özel ve geçici bir düzenleme olduğunu belirtti.
Uçum, yazısında şu ifadeleri kullandı:
“7595 sayılı Kanun müstakil ve geçici özelliğe sahip bir kanundur. Bu Kanun sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesi için gerekli olan bir düzenlemedir. Kanun terörün tasfiyesi gibi son derece önemli bir üstün yararı hayata geçirmek için yapılmış ve sadece o duruma özgü işlev görecek özel bir Kanun'dur. Bu nedenle bu Kanun'dan yola çıkarak infaz hukukuna ilişkin farklı veya genel talepleri gündeme getirmek asla isabetli değildir. 7595 sayılı Kanun emsal oluşturacak bir kanun değildir.”
YENİ İNFAZ DÜZENLEMESİNE KAPIYI KAPATMADI
Uçum, 7595 sayılı Kanun’dan bağımsız olarak Türkiye’nin infaz sisteminde reform ihtiyacının gündemde kalabileceğini ifade etti. Cezaevlerindeki kalabalıklaşmanın da yeni bir düzenlemenin gerekçelerinden biri olabileceğini belirtti.
Ancak bu tür bir düzenlemede özellikle FETÖ başta olmak üzere diğer terör ve suç örgütlerine yönelik sonuçlar doğurabilecek taleplere izin verilmemesi gerektiğini savunan Uçum, şöyle devam etti:
“Bununla birlikte infaz sistemimiz açısından bir reform ihtiyacı hep gündemde olan bir konudur. Mağdurlar için tatminkâr mahkumlar için adil ve topluma kazandırma amaçlı bir infaz sistemi temel bir hukuk politikasıdır. Dolayısıyla bu politikayı geliştirerek uygulamak için infaz sistemine yönelik reformcu yaklaşımlarla yeni düzenlemeler her zaman gündeme gelebilir. Tabi bunun pratik gerekçelerle gündemleşmesi de söz konusudur. Cezaevlerindeki kalabalıklaşma konusu açısından da bir infaz düzenlemesi elbette tartışılabilir. Ancak tüm bunlar tartışılırken başta FETÖ çetesi olmak üzere diğer terör ve suç örgütlerine alan açacak yaklaşımları zorlamak ciddi sorunlar üretir. İster iyi niyetle ister kötü niyetli hesaplarla bu yola tevessül edenler çıkarsa bunlara imkân verilmeyeceği dikkate alınmalıdır. İnfaz sistemine ilişkin talepler öncelikle meşruiyet açısından ele alınır. Meşruiyeti zedeleyecek hiçbir talebe olumlu yaklaşılmaz.”
SİYASİ DİLE İLİŞKİN MESAJLAR
Uçum’un yazısındaki en dikkat çekici bölümlerden biri süreçte kullanılan dile ilişkin değerlendirmeleri oldu. Uçum, devletle bütünleşme süreci yürütülürken “düşman” dilinin kullanılamayacağını savundu ve “sürgün”, “tutsak” gibi ifadeleri eleştirdi.
Uçum’un ifadeleri şöyle:
“Devlete karşı ‘düşman’ dili kurup sonra da devletle ve milletle bütünleşme süreci yürütülemez. Artık bilinmelidir ki yurt dışındakiler ‘sürgün’ değildir. Tutuklu ve hükümlüler ‘tutsak’ değildir. Türkiye Cumhuriyeti ‘düşman’ değildir, hepimizin tek ve meşru milli devleti Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’nin Kürtleri Gazze’deki Filistinlilere benzetilemez. Türkiye Cumhuriyeti soykırımcı İsrail Devleti ile eş tutulamaz. Sapma olarak kullanılan bu zehirli dilin bir an önce ve tamamen geride kalması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.”
ÖCALAN’A “KESİN İRADE” VURGUSU
Uçum, terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunun açıkça ifade edilmesi gerektiğini savunurken, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bu konudaki “kesin iradesinin” dikkate alınması gerektiğini belirtti. Silaha dönüşü ima eden açık veya örtük dilin tamamen terk edilmesi gerektiğini söyledi.
Uçum şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bunun için Öcalan’ın bu konudaki kesin iradesi de dikkate alınarak bağlantılı unsurlar ve legal yapıların özellikle terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunu ifade etmeleri, açık ya da örtük hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın silaha dönüş dilinin tamamen terk edildiğini vurgulamaları gerekir. Toplumun beklediği de budur.”
“ETNİK SİYASET TARZI TÜRKİYE SİYASETİNİN ÖNÜNE ÇIKARTILMAMALI”
Uçum, Öcalan’ın “devletle ve toplumla bütünleşme perspektifinin” etnik siyaseti dışladığını ileri sürdü. Sürecin ardından siyaset alanında yeni bir yaklaşım gerektiğini savundu.
Uçum’un yazısındaki ilgili bölüm şöyle:
“Yine Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifinin etnik siyaseti dışladığı açıktır. Bunun gereği olarak artık etnik siyaset tarzı Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmamalıdır. Etnik siyasetin Türkiye’nin bütünlüğünün önüne çıkartılma gayreti ciddi bir sorundur. Türk milletinin, Türkiye’nin bütünlüğü ve bütünlüğün temel unsurları konusundaki değişmez ve değişmeyecek kabullerini ve hassasiyetini dikkate alarak dil kurmanın geçiş sürecine katkı yapacağı unutulmamalıdır.”
DEMOKRASİ VE HUKUK REFORMU İÇİN SÜRECİN TAMAMLANMASINI İŞARET ETTİ
Uçum, “Terörsüz Türkiye”ye geçiş sürecinin demokratik siyaset alanını genişlettiğini savundu. Ancak Türkiye toplumunun tamamını kapsayacak geniş bir demokrasi ve hukuk reformunun şartlarının geçiş sürecinin tamamlanmasından sonra oluşacağını belirtti.
Uçum, bu konuda şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce de vurgulandığı gibi geçiş sürecinin kendisi bizatihi demokratik siyaset alanını genişleten ve demokrasiye katkı yapan tarihi bir gelişmedir. 7595 sayılı Kanun’un doğrudan ve dolaylı etkileri bu durumu çok somut olarak gösterecektir. Demokrasinin ilerletilmesiyle geçiş süreci iç içedir. Bununla birlikte toplumun tamamının içinde yer alacağı kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformunun bütün şartları sadece ve ancak geçiş sürecinin tamamlanmasıyla oluşur.”
KOMİSYON RAPORUNU “REFERANS BELGE” OLARAK TANIMLADI
Uçum, Meclis’teki komisyonun hazırladığı raporun bundan sonraki yasal düzenlemelerde etkili olabileceğini belirtti. Komisyonun temsil gücüne işaret eden Uçum, raporun TBMM için önemli bir referans belge olabileceğini savundu.
YENİ ANAYASA İÇİN REFERANDUM ŞARTI
Uçum, 7595 sayılı Kanun’un 467 oyla kabul edilmesinin yeni anayasa tartışmasını yeniden öne çıkardığını ancak bu çoğunluğun referandumsuz bir yeni anayasa için kullanılmasına karşı olduğunu belirtti.
Uçum, görüşünü şu sözlerle dile getirdi:
“Ancak 7595 sayılı Kanun’un 467 oyla geçmesi sebebiyle TBMM’de 400’den fazla milletvekiliyle yeni anayasa yapıp halkın onayına sunmadan yürürlüğe koyma fikri asla kabul edilemez.”
Uçum, yeni anayasa ile mevcut Anayasa’da yapılacak değişikliğin hukuken farklı olduğunu belirterek, yeni anayasa için son sözün mutlaka halk tarafından söylenmesi gerektiğini savundu.
“Meclis ne zaman yeni anayasayı yaparsa yapsın, yeni anayasa kanunu 400 veya daha fazla oyla kabul edilse dahi bu kanun mutlak surette referanduma sunulmalı ve halk yüzde elliden fazla bir oyla onayladığında yeni anayasa yürürlüğe girmelidir.”
29. DÖNEM TBMM’Yİ İŞARET ETTİ
Uçum, yeni anayasanın mevcut 28. Yasama Dönemi’nde tamamlanmasının güç göründüğünü belirterek, Türkiye’nin yeni anayasasını bir sonraki Meclis döneminde yapabileceği öngörüsünde bulundu:
“Bu gerekçelerle 28. Dönemde tamamlanması güç göründüğünden, Türkiye muhtemelen bir sonraki yasama döneminde, yani 29. Dönem TBMM’si eliyle yeni anayasasını yapacaktır.”