Devlet Aklı ve CHP'nin Tarihsel Sorumluluğu

Abdullah Ağırkan

Türkiye, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına ağır ekonomik sorunlar, derinleşen adaletsizlikler ve demokratik gerileme tartışmalarıyla girmiş durumda. Böylesi dönemlerde siyasal partilerin günlük polemiklerin ötesine geçerek tarihsel misyonlarını yeniden hatırlamaları gerekir. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeri ve sorumluluğu ayrı bir önem taşımaktadır.

CHP sıradan bir siyasi parti değildir. Kurtuluş Savaşı'nı yöneten, Cumhuriyet'i kuran ve modern Türkiye'nin temel kurumlarını inşa eden siyasal geleneğin temsilcisidir. Bu nedenle CHP'nin yaşadığı her kriz, yalnızca bir partinin iç meselesi olarak değerlendirilemez. Çünkü CHP'nin tarihsel hafızasında devlet kurma tecrübesi, kamuculuk anlayışı ve toplumsal dönüşüm iradesi bulunmaktadır.

Son yıllarda sıkça kullanılan "devlet aklı" kavramı ise çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Sosyal demokrat bakış açısından devlet aklı; halktan kopuk bürokratik bir vesayet değil, ülkenin uzun vadeli çıkarlarını, toplumsal barışı, hukukun üstünlüğünü ve kurumsal sürekliliği koruma sorumluluğudur. Gerçek devlet aklı, demokratik meşruiyetle birleştiğinde anlam kazanır.

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur. Güçlü kurumlar, bağımsız yargı, liyakat esaslı kamu yönetimi, sosyal adalet ve demokratik katılım. Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinin özünde de bu hedefler vardır. CHP'nin tarihsel görevi ise bu mirası çağın ihtiyaçlarıyla buluşturmaktır.

Ne yazık ki son dönemde parti içinde yaşanan tartışmalar, zaman zaman CHP'nin tarihsel misyonunun önüne geçmektedir. Oysa milyonlarca yurttaş CHP'den yalnızca muhalefet etmesini değil, aynı zamanda ülkenin geleceğine dair güven veren bir alternatif ortaya koymasını beklemektedir. Toplumun beklentisi kişisel hesaplar, hizip mücadeleleri veya koltuk savaşları değil; emekçilerin, gençlerin, emeklilerin ve dar gelirli kesimlerin sorunlarına çözüm üreten güçlü bir sosyal demokrat siyasettir.

Sosyal demokrasi, devlet ile halk arasında tercih yapmak değil, devleti halkın hizmetine sunmaktır. CHP'nin tarihsel birikimi de tam olarak bu noktada önem kazanmaktadır. Kurucu değerleri savunurken değişime açık olmak, Cumhuriyet'i korurken demokrasiyi derinleştirmek, devlet deneyimini toplumsal adaletle buluşturmak zorundadır.

Bugün CHP'nin önünde duran temel mesele isimler değil, ilkeler meselesidir. Parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, örgütlerin söz sahibi olması, liyakatin esas alınması ve sosyal demokrat kimliğin yeniden güçlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü tarih göstermiştir ki güçlü kurumlar ve güçlü partiler, liderlerden çok ilkelere dayanır.

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında CHP'nin görevi yalnızca iktidarı değiştirmek değildir. Asıl görev, Türkiye'de yeniden hukuk devletini, sosyal adaleti ve demokratik cumhuriyeti güçlendirecek bir toplumsal umut yaratmaktır. Devlet aklının da, sosyal demokrasinin de ortak hedefi budur.

Ve unutulmamalıdır ki CHP'nin tarihsel gücü, devletle kurduğu bağdan değil; Cumhuriyet'in kazanımlarını halkın talepleriyle buluşturabilme kapasitesinden gelmektedir. Türkiye'nin geleceği de bu buluşmanın başarısına bağlıdır.

Temel eksenimiz!

Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti, 

Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.