Gürsel Tekin'in Temel Kavgası Ne?

Abdullah Ağırkan

Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin önemli eşiklerinden birinden geçiyor. Türkiye'nin ağır ekonomik kriz, derinleşen yoksulluk, demokrasi sorunu ve adalet arayışıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, partinin gündemi ne yazık ki yine kendi iç tartışmalarıyla şekilleniyor. Bu tartışmaların merkezine yerleştirilen isim ise Gürsel Tekin.

Ben, Gürsel Tekin'in siyasal mücadelesine yaklaşık 17 yıldır yakından tanıklık edenlerden biriyim. CHP'nin farklı dönemlerinde, genel merkez yönetimlerini en çok eleştiren, yanlış gördüğü konularda en sert itirazları yükselten isimlerden biriolmuştur. Gerek Deniz Baykal döneminde gerekse Kemal Kılıçdaroğlu döneminde bunu defalarca gördük.

2008-2009 yıllarında İstanbul İl Başkanlığı sürecinde partiyi büyütme ve örgütü genişletme çabalarına karşı çıkarılan engelleri, o dönemde il gençlik kollarında görev yapan bir partili olarak bizzat yaşadım. CHP'nin İstanbul'da güçlenmesi için verilen mücadelenin önüne konulan taşlara, kurulan hesaplara ve yapılan ayak oyunlarına tanıklık ettim.

Daha ilginç olan ise bugün "değişim" söylemiyle ortaya çıkan bazı isimlerin geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu'nun en ateşli destekçileri olmasıdır. O günlerde mevcut yönetime en yakın duranların, bugün geçmiş dönemi bütünüyle suçlayarak siyaset üretmeye çalışmaları ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Dün savundukları anlayışı bugün tümüyle reddederken, geçmişte verilen emekleri ve mücadeleleri yok saymaları da ayrı bir tartışma konusudur.

Gürsel Tekin, CHP'nin mahalle örgütlerinden başlayarak her kademesinde görev yapmış, yıllarını partiye vermiş bir siyasetçidir. Parti zor dönemlerden geçerken de, seçim yenilgileri yaşanırken de örgütün içinde olmuş, sorumluluk üstlenmiştir. Bugün ise kongreyi, delege iradesini ve örgütün söz hakkını savunduğu için eleştirilerin odağı haline getirilmektedir.

Oysa sol siyasetin en temel ilkelerinden biri katılımcılıktır. Kararların dar kadrolar tarafından değil, örgütlü yapılar tarafından alınmasıdır. Eğer bir siyasi partide kongre istemek, delegelerin karar vermesini savunmak ya da farklı görüşler dile getirmek sorun olarak görülüyorsa, tartışılması gereken kişi değil, yönetim anlayışıdır.

Son yıllarda CHP'de "değişim" başlığı altında yürütülen süreç başlangıçta önemli bir umut yaratmıştır. Ancak gerçek değişim yalnızca isimlerin değişmesiyle ölçülemez. Esas mesele yönetim kültürünün değişmesidir. Bugün çok sayıda partili, ilçe yöneticisi, örgüt emekçisi ve gençlik kolları mensubu; karar alma süreçlerinin giderek merkezileştiğini, örgütün etkisinin zayıfladığını ve tabanın sesinin yeterince duyulmadığını düşünmektedir.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun temsil ettiği siyasal çizginin de bu eleştirileri dikkate alması gerekir. Seçim başarısı elbette önemlidir; ancak parti içi meşruiyetin tek ölçüsü seçim kazanmak değildir. Sol siyaset, yalnızca sandık başarısına değil, demokratik işleyişe ve örgüt iradesine de dayanır. Demokrasi talebi yalnızca ülke için değil, partinin kendi içi için de geçerli olmak zorundadır.

Bugün Gürsel Tekin'e yönelik öfke dili ve dışlayıcı tutumlar, birçok partili tarafından farklı fikirlere yönelik tahammülsüzlüğün bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Oysa solun tarihi, eleştiriyi bastırarak değil; tartışarak, çoğulculuğu koruyarak ve farklı sesleri yaşatarak ilerlemiştir. Sol hareketlerin gerçek gücü, liderlerden çok örgütlü halk iradesinden gelir.

CHP'nin geleceği, herhangi bir siyasetçinin kişisel kariyerinden daha değerlidir. Bu parti; emekçilerin, gençlerin, kadınların, mahalle örgütlerinin ve yıllarını davaya vermiş kadroların ortak mücadelesiyle büyümüştür. Bu nedenle hiçbir yönetim, kendisini örgütün üzerinde görmemelidir.

Bugün tartışılması gereken asıl soru Gürsel Tekin değildir. Asıl soru şudur:

CHP, örgütün söz sahibi olduğu demokratik bir halk partisi olarak mı yoluna devam edecektir, yoksa kararların dar bir çevrede şekillendiği merkezileşmiş bir yapıya mı dönüşecektir?

Mesel Gürsel Tekin değildir. Savunulması gereken; CHP'nin tarihsel birikimi olan parti içi demokrasi, örgüt iradesi, çoğulculuk ve eleştiri hakkıdır.

Çünkü örgütün sustuğu yerde siyaset zayıflar. Örgütün konuştuğu yerde ise demokrasi güçlenir.