Üç Hayalet ve Bir Memleket

Abdullah Ağırkan

Çok uzun zamandır çalışma odamın kitaplığından edebiyata dair bir şey okumamıştım. Ama Charles Dickens’ın Yeni Yıl Şarkısı adlı eserini, belki de bu bunaltıcı günlere biraz neşe katar düşüncesiyle elime aldım ve bir solukta bitirdim desem yeridir…

Aslında…

Charles Dickens’ın 1843’te yayımlanan Bir Noel Şarkısı, yalnızca cimri Ebenezer Scrooge’un değişimini anlatmaz. Dickens aynı zamanda sanayi kapitalizminin yarattığı yoksulluğu, sınıfsal eşitsizliği ve paranın insan hayatının önüne geçmesini sorgular.

Aradan neredeyse iki asır geçti. Scrooge edebiyatın sayfalarında kaldı ama temsil ettiği düzen tartışması hâlâ güncel.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan için ekonomi; büyüme rakamlarından önce kira, pazar filesi, elektrik faturası, çocuğun okul masrafı ve ay sonunu getirebilme meselesidir. Çalışan insanın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir yerde mesele yalnızca kişisel bütçe değil, aynı zamanda bölüşüm ve sosyal adalet meselesidir.

Tam da burada Cumhuriyet’in halkçılık ve sosyal devlet anlayışını yeniden hatırlamak gerekiyor.

Halkçılık, halkı yalnızca seçimden seçime hatırlamak değildir. İşçinin alın terini, çiftçinin üretimini, emeklinin yıllarca verdiği emeği, esnafın mücadelesini ve gençlerin gelecek hakkını siyasetin merkezinde tutmaktır.

Sosyal devlet ise yoksulluğu yardımlarla yönetmekten ibaret değildir. Nitelikli eğitimi, sağlığı, barınmayı ve sosyal güvenliği yurttaşın hakkı olarak gören bir anlayıştır.

Çünkü adalet hayırseverlik değildir.

Hak, sadaka değildir.

Dickens’ın Scrooge’unun karşısına geçmişin, bugünün ve geleceğin hayaletleri çıkmıştı. Aynı hayaletler bugün Türkiye’yi dolaşsaydı geçmiş bize Cumhuriyet’in kalkınma ve ekonomik bağımsızlık arayışını; bugün geçim mücadelesi veren milyonları; gelecek ise nasıl bir ülke bırakacağımızı gösterirdi.

Ve belki de geleceğin hayaleti bize şu soruyu sorardı:

Cumhuriyet kimin Cumhuriyeti olacak?

Üreten ama ürettiğinden hak ettiği payı alamayanların mı; yoksa yaratılan zenginliğin giderek daha büyük bölümünü elinde toplayanların mı?

Cumhuriyet’i savunmak yalnızca geçmişe sahip çıkmak değildir. Cumhuriyet’i geleceğe taşımak; emeği korumak, sosyal adaleti büyütmek ve hiçbir yurttaşı yoksulluğun karşısında yalnız bırakmamaktır.

Çünkü Cumhuriyet’in gerçek gücü saraylarda, kasalarda ya da ayrıcalıklarda değil; halkın sofrasında, işçinin alın terinde, çocuğun eğitiminde ve gencin geleceğe duyduğu umuttadır.

Yoksulluk kader değildir.

Halkçılık bir slogan değildir.

Ve Cumhuriyet, en sonunda, halkın insanca yaşama iradesidir.