Eşel Mobil Bitiyor; Peki Sonrası?

Battal Özkapıcı

Akaryakıtta son yılların en önemli fiyat dengeleme araçlarından biri olan eşel mobil sistemi, Resmi Gazete'de yayımlanan kararla kademeli olarak sona eriyor. Alınan karara göre rafineri fiyat artışlarının ÖTV yoluyla karşılanan bölümü 31 Temmuz'a kadar yüzde 50 olarak uygulanacak, 1 Ağustos-30 Eylül döneminde yüzde 25'e düşecek ve nihayetinde 1 Ekim 2026 itibarıyla sistem tamamen kaldırılacak.

Peki bu karar tam olarak ne anlama geliyor?

Eşel mobil, özü itibarıyla ÖTV üzerinden çalışan geçici bir fiyat dengeleme mekanizmasıdır. Rafineri fiyatları yükseldiğinde devlet ÖTV gelirinin bir kısmından vazgeçerek zamların tamamının pompaya yansımasını engeller; fiyatlar gerilediğinde ise ÖTV artırılarak vergi kaybının bir bölümü telafi edilir. Buradaki temel amaç, özellikle petrol fiyatları ve döviz kurundaki sert dalgalanmaların enflasyon üzerindeki baskısını sınırlamaktır.

Nitekim Mart 2026'da yeniden devreye alınan sistem, kısa vadede bu işlevini büyük ölçüde yerine getirdi. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın yavaşlaması, ulaştırma ve lojistik maliyetlerini dizginleyerek enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletti. Ancak bu tablonun elbette bir bedeli vardı: Devlet, pompa fiyatlarını düşük tutabilmek uğruna önemli miktarda ÖTV gelirinden feragat etti. Özellikle petrol fiyatlarının ve döviz kurunun yüksek seyrettiği dönemlerde bu maliyet giderek büyüdü.

Bugün gelinen noktada hükümetin tercihi; enflasyonu geçici olarak yavaşlatan bu mekanizmadan çıkıp bütçe disiplinini önceliklendirmek yönünde görünüyor. Mali açıdan bakıldığında bu tercihin makul bir ekonomik gerekçesi mevcut. Çünkü geçici olması gereken bir uygulamanın uzun süreye yayılması, kamu maliyesi üzerinde sürdürülebilir olmayan ciddi bir yük oluşturabiliyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünü de göz ardı etmemek gerekiyor.

Sistem tamamen kaldırıldığında rafineri maliyetlerindeki her artış doğrudan pompa fiyatlarına yansıyacak. Dolayısıyla petrol fiyatlarında veya döviz kurunda yaşanabilecek yeni bir yükselişin enflasyona geçişi, geçmiş döneme kıyasla çok daha hızlı ve sert olacaktır.

Bu doğrultuda asıl tartışılması gereken konu, eşel mobilin varlığı ya da yokluğu değil; mekanizmanın hangi koşullarda ve ne kadar süreyle uygulanması gerektiğidir. Türkiye gibi enerji ithalatçısı, döviz kuruna hassas ve enflasyonla mücadelesini sürdüren ekonomilerde eşel mobil kalıcı bir vergi politikasına dönüşmemelidir. Nitekim sürekli ÖTV gelirinden vazgeçmek bütçe dengesini bozabilir ve kamu finansmanı üzerinde ilave baskılar yaratabilir.

Dolayısıyla eşel mobil sisteminin kademeli olarak sonlandırılmasının bütçe dengeleri açısından anlaşılabilir bir gerekçesi var. Fakat her ekonomi politikasında olduğu gibi, bu kararın da getireceği bir maliyet söz konusu. Enerji ithalatçısı ülkelerde akaryakıt fiyatlarındaki artış yalnızca araç sahiplerini değil; taşımacılık, üretim ve gıda fiyatları kanalıyla toplumun tamamını etkileyen yeni bir enflasyonist dalga yaratabilir. Bu yükü en ağır hissedecek kesim ise kuşkusuz sabit gelirliler olacaktır.

Tam da bu nedenle, genel vergi indirimleri uygulamak yerine toplu taşımaya, çiftçilere, ticari taşımacılığa ve dar gelirli hanelere yönelik "hedefli desteklerin" çok daha etkili bir politika aracı olacağı kanaatindeyim. Böyle bir yaklaşım, hem bütçe kaynaklarının son derece verimli kullanılmasını sağlar hem de kamusal desteğin gerçekten ihtiyaç duyan kesimlere ulaşmasına imkan tanır.

Sonuç olarak eşel mobil; ne tek başına enflasyonu çözecek sihirli bir değnek ne de tamamen terk edilmesi gereken yanlış bir uygulamadır. Asıl mesele; doğru zamanda devreye giren, süresi net olarak belirlenmiş ve mali açıdan sürdürülebilir bir politika aracı olarak kurgulanabilmesidir. Ekonomi politikasındaki kalıcı başarı da ancak mali disiplin, fiyat istikrarı ve sosyal adalet arasında kurulacak sağlıklı bir dengeyle mümkün olacaktır.