Türkiye birkaç gündür fonları konuşuyor. Milyarlarca liralık fonlar, borsadaki olağan dışı fiyat hareketleri, bazı fonların tasfiye edilmesi, yüz binlerce yatırımcı ve yürütülen soruşturmalar… Konu büyüyor. Ve bütün bu teknik tartışmaların arasında sıradan vatandaşın sorduğu çok daha basit bir soru var: “Benim param ne olacak?”
Ancak “fon olayını” yalnızca bir iç piyasa meselesi olarak görmek de, konunun asıl boyutunu gözden kaçırmak olur.
Uluslararası yatırımcı açısından mesele, yalnızca kaybedilen paranın büyüklüğü değil. Türkiye sermaye piyasalarının şeffaflığına, denetim mekanizmalarına ve fiyat oluşumunun güvenilirliğine duyulan güven bu olaydan ne ölçüde etkilenecek?
Çünkü bir piyasanın itibarı, tek tek şirketlerin veya fonların performansından daha büyük bir meseledir. Uluslararası yatırımcı Türkiye'ye bakarken sadece “Faiz kaç?” veya “BIST ucuz mu?” diye sormuyor.
Daha temel sorular var: Piyasa şeffaf mı? Fiyatlar sağlıklı oluşuyor mu? Halka açıklık verileri güvenilir mi? Büyük yatırımcılar fiyatları etkileyebiliyor mu? Düzenleyici kurumlar zamanında müdahale ediyor mu? Yatırımcı istediği zaman piyasadan çıkabiliyor mu?
Bu nedenle fon olayı, Türkiye piyasasının işleyişine ilişkin daha geniş bir güven sorununun yeni bir örneği hâline gelebilir.
Ancak buradan “yabancı kaçar” sonucu çıkarmak da doğru değil. Yabancı yatırımcının Türkiye'deki pozisyon değişikliklerini tek bir olaya bağlayamayız. Örneğin 4 Eylül haftasında hisselerde 647,6 milyon dolarlık net satış yapılırken, DİBS'te 156,7 milyon dolarlık net alış gerçekleşti.
Yatırımcı kararlarını; enflasyon, faiz, TL beklentisi, CDS, rezervler, küresel faizler, hukuki riskler ve piyasa likiditesi gibi birçok değişkeni birlikte değerlendirerek veriyor.
Fon olayı bu denkleme güven ve şeffaflık riskini ekliyor. Bunun boyutunu ise bugünden kesin olarak ölçmek mümkün değil.
Önümüzdeki dönemde soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı, zararların boyutunun nasıl belirleneceği, fonların tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceği, yatırımcıların nasıl korunacağı ve SPK'nın denetim ve erken uyarı mekanizmalarının nasıl güçlendirileceği sorularına verilecek yanıtlar, olayın kendisinden daha önemli hâle gelebilir.
Çünkü piyasalar yalnızca krizin kendisine değil, kriz sonrasında kurumların ne yaptığına da bakar. Şeffaflık, denetim, halka açıklık, likidite ve yatırımcı hakları konusunda atılacak somut adımlar belirleyici olacaktır.
Dolayısıyla fon olayı, yalnızca bir fon meselesi değil; Türkiye'nin sermaye piyasalarının güvenilirliği açısından bir sınav hâline gelmiş durumda.
Bu sınavın sonucu, sadece SPK'nın değil, ekonomi yönetiminin ve piyasanın tamamının vereceği yanıtlarla şekillenecek.