Merhum Demirel kürsüde konuşuyordu;
“Şunu yaptım,
Bunu yaptım.
Baraj-köprü-yol yaptım.
Fabrika yaptım..”
Kalabalığın içinden bir adam bağırdı;
“Bubaanın parasıynan mı yaptın?”
Polis-jandarma-korumalar
Ve
Zabıta
Hemen adama doğru,
Harekete geçtiler..
Başbakan Demirel, görevlilere;
“Durun!” dedi.
“Durun!
Adam doğru bir şey sordu.
Duruuunnnn!.”
Sonra protestocu adama dönerek konuşmaya başladı;
“Ülen! Senin bubanla,
Benim bubamın parasını,
Üst-üste koysak,
Yine yetmez.
Bu meydandaki herkes,
Bubasının parasını getirip,
Çuvalla koysak,
O bile az gelir.
Milletin parasıyla yaptım.
Sizin verginizle.
Ama benden öncekiler yapmadılar;
Ben yapıverdim.
Annadın mı?”
Protestocu adam,
Demirel’i alkışlamaya başladı;
“Valla doğru söylüyon başbakanım.
Allah senden razı olsun..”
İşte budur siyaset;
Protestocuyu azarlamamak
Ve
Protestocuya,
Kendini alkışlatmak becerisidir..
Bir başka gün,
Süleyman Demirel;
Babası Yahya Çavuş
Ve
Annesi Ümmühan Hanım’la birlikte,
İslamköy’deki baba evini gezdirirken,
Başımızı eğerek girdiğimiz kerpiç odaya,
Şöyle bir baktı
Ve
Dedi ki:
“İşte ben bu odada,
Kardeşlerimle yaşadım.
Elektrik yoktu;
Gaz lambası önünde,
Okur-yazardık
Ve
Köy okulunu bitirdim.
Ortaokul yoktu.
Ortaokula gitmek için,
Her sabah kilometrelerce yürür,
Kasabaya giderdik
Ve de
Sonrası da Afyon Lisesi..”
Ardından durdu,
Gülümsedi
Ve
Ekledi;
“Eğer bana,
Cumhuriyet nedir? diye,
Bir soru sorarsanız,
Size cevabım şudur ki:
Cumhuriyet benim işte!.
İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu,
Cumhurbaşkanı yapan,
Cumhuriyet’tir.
Cumhuriyet budur
Ve
Bunu da,
Büyük Atatürk’e borçluyuz”
Pazar'a huzur dola…