Sizler ile bugün;
Tabiatın biyolojik bir gerçeğinden hareketle,
Hayatın bedelini,
Neslin devamını
Ve
Fedakârlığın anlamını sorgulayan
Bir düşünce makalesi oluşturmak istiyorum..
Gayem insanı hem düşündürten
Ve
Hem de,
Kendi varoluşuna,
Başka bir pencereden baktırmaya davet etmeye çalışacağım,
Bir yazı terekküp etmek istiyorum..
Bu yazıyı oluşturmaya dair,
Benim öngörüm şu şekildedir;
Peygamber devesiyle başlayıp;
Fakat orada kalmayıp,
Oradan bütün canlıların Dünya'sına,
Ardından insanın vicdanına
Ve
Nihayet şu büyük soruya ulaşmayı da,
Gaye edinerek;
Bir tutam ot,
Bir canlının hayatına bedel olabilir mi?
Peki, hayatın gerçek bedeli nedir?
İşte bu sabah için hazırlamaya çalıştığım makalenin ilk taslağı..
Bir Tutam Ot,
Bir Ömür
Ve
Hayatın Bedeli gibidir.
Deveyi yardan uçuran,
Bir tutam otmuş..
Bazen küçücük bir şey,
Kocaman bir hayatın yönünü değiştirir.
Bir tutam ot,
Bir damla su,
Bir bakış,
Bir umut
Veya da
Bir sevda..
Peki, hayat dediğimiz bu muazzam yolculukta,
Canlıları kendilerinden bile büyük sonuçlara götüren güç nedir?
Peygamber devesinin çiftleşme davranışı,
İnsanı böyle bir sorunun karşısında durdurur.
Bazı durumlarda,
Peygamber dişi devesi,
Çiftleşme sırasında,
Çiftleştiği erkeğin başını koparabilir.
Buna rağmen,
Erkeğin vücudundaki bazı hareketler,
Hâlâ devam edebilir..
Ancak bu olay,
Her çiftleşmede gerçekleşmeyebilir de
Ve
Bazen çiftleşme esnasında,
Maalesef ki,
Dışı tarafından,
Çiftleştiği erkeğine,
Bunu yapabilmektedir..
Erkek de bunu bilinçli bir fedakârlık olarak seçmez.
Bilimin bize anlattığı budur..
Fakat insan,
Gördüğü olguyu anlamakla yetinmeyip,
Onun üzerinde düşünmeye başladığında,
Başka sorular da doğar.
Hayat, kendisini devam ettirmek için,
Hangi bedelleri öder?
Bir tohum toprağa düşer;
Kabuğu çatlar,
Eski biçimini kaybeder
Ve
Yeni bir hayat filizlenir.
Bir yıldız,
Milyarlarca yıl boyunca,
Nükleer tepkimelerle enerji üretir.
Yaşamının son evrelerinde,
Kütlesine
Ve
Türüne bağlı olarak,
Yıldızlarda oluşmuş elementleri,
Uzaya saçabilir.
Çok daha sonra bu maddeler,
Yeni yıldızların,
Gezegenlerin
Ve
Nihayet bizim bedenlerimizdeki atomların oluşumuna katılabilir.
Bizler de bu büyük kozmik hikâyenin,
Dışında değiliz..
Bedenimizdeki karbonun,
Oksijenin
Ve
Demirin geçmişi,
Evrenin milyarlarca yıllık serüvenine uzanır.
Yıldızların tarihi,
Bir bakıma bizim de tarihimizdir..
Öyleyse hayatın hikâyesi,
Yalnızca doğmak
Ve
Yaşamak değildir.
Madde dönüşür,
Biçimler değişir,
Kuşaklar birbirini izler;
Evrenin uzun yolculuğunda,
Yeni başlangıçlar ortaya çıkar.
Fakat burada ince bir çizgi vardır.
Doğanın işleyişini insanın ahlaki kavramlarıyla bire bir ölçemeyiz.
Bir hayvanın biyolojik davranışına,
Doğrudan yiğitlik,
Bilinçli fedakârlık
Veya da
Kahramanlık adını veremeyiz.
Çünkü insanın fedakârlığında,
Niyet,
Tercih,
Vicdan
Ve
Sorumluluk gibi kavramlar vardır.
Belki de insanı düşünmeye çağıran asıl mesele budur:
Fedakârlık yalnızca neyi verdiğimizle mi ölçülür,
Yoksa ne uğruna
Ve
Hangi bilinçle verdiğimizle mi?
Bir tutam otun peşinden uçuruma sürüklenen deve ile,
Bir başkasının yaşaması için,
Bilinçli olarak elini uzatan insan,
Aynı şey değildir.
Ama ikisi üzerine düşünürken,
Hayatın kırılganlığını,
Arzuların gücünü
Ve
Varoluşun ne kadar şaşırtıcı olabileceğini,
Fark edebiliriz..
Öyleyse bu gün,
Kendimize soralım:
Bir anlık arzumuz uğruna,
Neleri riske atıyoruz?
Sevdiklerimiz için,
Neleri göze alıyoruz?
Ve
Sahip olduğumuz hayatı,
Yalnızca kendimiz için mi yaşıyoruz;
Yoksa bizden sonra gelecek hayatlara da,
Bir iyilik,
Bir bilgi,
Bir umut bırakabiliyor muyuz?
Belki de insanın gerçek büyüklüğü,
Uğruna ölümü göze aldığı şeylerde değil;
Yaşatmak için gösterdiği bilinçte,
Merhamette
Ve
Sorumluluktadır.
☆
Gözün dikme Dünya'ya,
Her parıltı nur değil,
Gönül mülkü geniştir,
Nefse köle hür değil,
Uçuruma sürükler insanı,
Boş bir heves,
Bir anlık tamah için,
Olmuş ömrüne kasap..
*
Güne, Dost dola