Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından silinmez. Aradan yıllar geçse de toplumun ortak hafızasında yaşamaya devam eder. 2 Temmuz da Türkiye açısından böyle bir tarihtir. 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta yaşamını yitirmedi; birlikte yaşama kültürü, hoşgörü ve hukukun üstünlüğü de ağır bir yara aldı.
Madımak Oteli'nin önünde toplanan kalabalığın saatler boyunca süren kuşatması, nefret söylemlerinin nasıl kitlesel bir şiddete dönüşebileceğini acı biçimde gösterdi. Otelin ateşe verilmesi sonucunda içeride bulunan sanatçılar, yazarlar, ozanlar ve düşünce insanları hayatlarını kaybetti. Bu olay, Cumhuriyet tarihinin en ağır toplumsal travmalarından biri olarak hafızalara kazındı.
Aradan otuz üç yıl geçti. Ancak toplumsal hafızada bazı acılar zamanla küçülmez; aksine, adalet arayışı sürdükçe daha da görünür hâle gelir. Çünkü bir toplumun geçmişiyle kurduğu ilişki, geleceğini de belirler. Acıları unutturmak değil, onlardan ders çıkarmak demokratik toplumların ortak sorumluluğudur.
Sivas Katliamı'nı yalnızca bir mezhep çatışması ya da dönemsel bir güvenlik sorunu olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. Olay aynı zamanda nefret söyleminin, kutuplaştırıcı dilin, linç psikolojisinin ve devletin kriz anlarında etkin müdahalesinin ne kadar hayati olduğunu gösteren tarihsel bir örnektir. Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir; farklı kimliklerin, inançların ve düşüncelerin güven içinde yaşayabildiği bir kamusal düzenin de adıdır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde yükselen popülizm, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve nefret dili düşünüldüğünde Sivas'ın verdiği ders yalnızca Türkiye için değil, tüm demokratik toplumlar için geçerliliğini korumaktadır. Toplumsal barış, farklılıkları tehdit olarak görmekle değil; onları ortak yaşamın doğal bir parçası kabul etmekle mümkündür.
Cumhuriyet, eşit yurttaşlık ilkesine dayanır. Devletin görevi; vatandaşlarını etnik kökenine, mezhebine, inancına ya da düşüncesine göre ayırmaksızın korumaktır. Hukukun üstünlüğü de ancak bu anlayışla anlam kazanır. Geçmişte yaşanan acıların tekrar etmemesi, yalnızca hukuki süreçlerle değil; eğitimle, demokratik kültürün güçlendirilmesiyle ve toplumsal diyalogla mümkündür.
2 Temmuz'u anmak, geçmişte yaşanan acıları yeniden üretmek değildir. Tam tersine, benzer acıların bir daha yaşanmaması için ortak bir toplumsal bilinç oluşturmaktır. Adaletin gecikmediği, nefretin siyasete malzeme edilmediği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir Türkiye inşa etmek, hayatını kaybedenlere karşı en anlamlı sorumluluğumuzdur.
Bugün Sivas'ta yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anarken, onların bize bıraktığı en önemli mirası da hatırlamalıyız: İnsan onuru, özgür düşünce ve bir arada yaşama iradesi. Toplumlar, acılarını unutarak değil; onlarla yüzleşerek güçlenir. 2 Temmuz'un hafızamızdaki yeri de tam olarak budur.
Unutmak, benzer acılara kapı aralayabilir. Hatırlamak ise demokrasiyi, hukuku ve toplumsal barışı güçlendirmenin ilk adımıdır.