ANKARA NATO ZİRVESİNE DOĞRU

Muratcan Işıldak

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, ittifakın son yıllardaki en kritik toplantılarından biri olmaya adaydır. Ancak bu zirveyi farklı kılan yalnızca NATO'nun savunma harcamaları, Rusya-Ukrayna savaşı veya Avrupa güvenliği değildir. Zirve, Türkiye'nin hemen güneyinde ve doğusunda devam eden İran merkezli bölgesel krizin tam ortasında yapılacaktır.

Bu nedenle Ankara Zirvesi'ni yalnızca bir NATO toplantısı olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Aslında Ankara'da tartışılacak konu, Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin geleceği kadar Orta Doğu'nun geleceğidir.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz günlerde bir mutabakat sağlanmış olsa da krizin tamamen sona erdiğini söylemek mümkün değildir. İsrail-Lübnan hattındaki gerilim sürmekte, İran ile İsrail arasında doğrudan çatışma ihtimali tamamen ortadan kalkmış değildir ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliği hâlâ küresel enerji piyasalarının temel risklerinden biri olarak görülmektedir. Son haftalarda yapılan diplomatik girişimler çatışmanın yayılmasını önlemiş olsa da bölgedeki kırılgan denge devam etmektedir.

Tam da bu nedenle Ankara Zirvesi, NATO'nun yalnızca doğu kanadını değil güney kanadını da yeniden tanımlayacağı bir toplantıya dönüşmektedir.

Soğuk Savaş sonrasında NATO'nun temel gündemi Balkanlar, Afganistan ve daha sonra Rusya'nın yeniden yükselişi olmuştu. Bugün ise güvenlik tehditleri çok daha karmaşık bir karakter taşımaktadır. İran krizi, enerji güvenliği, düzensiz göç, terörizm, siber saldırılar ve kritik ticaret yollarının korunması gibi başlıklar artık NATO'nun gündeminde üst sıralarda yer almaktadır.

Ankara'nın bu noktadaki önemi yalnızca ev sahibi ülke olmasından kaynaklanmıyor.

Türkiye, Karadeniz ile Orta Doğu arasında bir köprü konumunda bulunuyor. Ukrayna savaşı Karadeniz'in stratejik önemini artırırken, İran merkezli kriz de Türkiye'nin güney çevresini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Ankara, bugün NATO'nun hem doğu hem de güney güvenlik ekseninin kesiştiği tek başkent konumundadır.

Zirvede öne çıkması beklenen ilk konu savunma harcamalarıdır. NATO Savunma Bakanları toplantısında müttefik ülkelerin daha fazla yatırım yapması ve yeni askeri kapasite oluşturması yönünde önemli ilerleme kaydedildiği açıklandı. Avrupa ülkelerinin güvenlik yükünü daha fazla üstlenmesi artık bir tercih değil zorunluluk olarak görülmektedir.

İkinci başlık Rusya olacaktır. Ukrayna savaşı NATO'nun doğu kanadını yeniden merkeze yerleştirmiştir. Ancak Ankara Zirvesi'nin yalnızca Rusya üzerine odaklanması beklenmemektedir. Çünkü İran krizi göstermiştir ki NATO'nun karşı karşıya olduğu tehditler artık yalnızca Avrupa'nın doğusundan gelmemektedir.

Üçüncü ve belki de en kritik başlık "Güney Kanat" olacaktır.

İtalya, Türkiye ve bazı Akdeniz ülkeleri uzun süredir NATO'nun Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz kaynaklı risklere daha fazla dikkat göstermesi gerektiğini savunmaktadır. İran krizi bu yaklaşımın haklılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Ankara Zirvesi'nin önemli çıktılarından biri, NATO'nun güney kanadına yönelik yeni bir stratejik yaklaşım geliştirmesi olabilir.

Peki tüm bunlar yeni bir NATO anlamına mı geliyor?

Aslında ortaya çıkan tabloyu "NATO 3.0" olarak tanımlayan çalışmalar giderek artıyor. Buradaki kast edilen yeni bir örgüt kurulması değil, NATO'nun görev tanımının genişlemesidir. Artık yalnızca tanklar ve füzeler değil; enerji koridorları, yapay zekâ, siber güvenlik, kritik mineraller, deniz ticaret yolları ve bölgesel istikrarsızlıklar da NATO'nun güvenlik anlayışının bir parçası haline gelmektedir.

Ankara Zirvesi'nin asıl önemi de burada yatmaktadır.

Türkiye'nin hemen komşuluğunda İran krizi henüz tam olarak çözülememişken, NATO liderlerinin Ankara'da bir araya geliyor olması tesadüf değildir. Bu tercih aynı zamanda ittifakın güvenlik merkezinin kısmen güneye ve doğuya kaydığını göstermektedir. İran krizi, Karadeniz güvenliği, enerji yolları ve Orta Doğu'daki güç dengeleri artık NATO'nun geleceğinden ayrı düşünülememektedir.

Bu nedenle Ankara Zirvesi yalnızca bir zirve değil, yeni dönemin güvenlik haritasının çizileceği bir stratejik laboratuvar niteliği taşımaktadır.

Temmuz ayında Ankara'da alınacak kararlar, sadece NATO'nun değil, Avrupa'nın, Orta Doğu'nun ve Karadeniz havzasının önümüzdeki yıllardaki güvenlik mimarisini de şekillendirecektir. Türkiye ise bu yeni denklemde yalnızca ev sahibi değil, aynı zamanda oyunun merkezindeki ülkelerden biri olacaktır.