CHP'DE MESELE KURULTAY DEĞİL,

Muratcan Işıldak

Cumhuriyet Halk Partisi'nde aylardır devam eden kurultay tartışmaları artık bir genel başkanlık yarışının çok ötesine geçmiş durumdadır. Bugün konuşulan konu yalnızca Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki siyasi rekabet değildir. Tartışmanın merkezinde Türkiye'de siyasi partilerin kurumsal işleyişi, demokratik temsil mekanizmaları ve siyasi meşruiyet meselesi bulunmaktadır.

CHP sıradan bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet'i kuran, çok partili yaşama geçişte önemli sorumluluklar üstlenen ve Türkiye'nin modernleşme sürecinde belirleyici rol oynayan bir siyasal gelenektir. Bu nedenle CHP'de yaşanan her kriz yalnızca parti üyelerini değil, Türkiye siyasetinin tamamını ilgilendirmektedir.

Bugün gelinen noktada kamuoyunun karşısında iki ayrı gerçek bulunmaktadır. Birincisi siyasi gerçekliktir. CHP, uzun süredir Özgür Özel liderliğinde faaliyet göstermektedir. Belediyeler, parti örgütleri, TBMM grubu ve kamuoyu bu fiili durum üzerinden hareket etmektedir. İkinci gerçek ise hukuki tartışmadır. Kurultaya ilişkin devam eden süreçler nedeniyle bazı çevreler partinin mevcut yönetiminin hukuki meşruiyetini sorgulamaktadır.

İşte tam da bu noktada mesele yalnızca "Genel Başkan kim?" sorusunun ötesine geçmektedir.

Asıl soru şudur: Bir siyasi partinin kurultayının hukuki zemini tartışmalı hale gelirse, o kurultay sonrasında oluşan bütün parti organlarının durumu ne olacaktır?

Parti Meclisi kararları, MYK görevlendirmeleri, disiplin kurulu işlemleri, TBMM grubundaki görevlendirmeler ve parti adına yapılan resmi işlemler hangi hukuki dayanağa sahip olacaktır?

Bu sorular yalnızca CHP açısından değil, bütün siyasi partiler açısından önem taşımaktadır. Çünkü bugün CHP için ortaya konulacak yaklaşım yarın AK Parti, MHP, İYİ Parti veya başka bir partide yaşanabilecek benzer krizlerde de emsal olarak kullanılacaktır.

Tartışmanın TBMM boyutuna taşınması da tesadüf değildir.

Siyasi partilerin Meclis grupları bağımsız siyasi yapılar değildir. Grup başkanları, grup başkanvekilleri ve parlamenter faaliyetler parti örgütünden tamamen kopuk şekilde değerlendirilemez. Genel başkanlık makamı üzerindeki bir tartışmanın doğal olarak TBMM grubuna yansıması kaçınılmazdır.

Son günlerde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un yaptığı açıklamalar bu nedenle dikkat çekicidir. Kurtulmuş, Meclis Başkanlığı'nın parti içi ihtilafların tarafı olmayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Aslında bu yaklaşım anayasal sistem açısından doğrudur. Çünkü TBMM Başkanlığı'nın görevi siyasi partilerin iç hukukunu yorumlamak veya genel başkan belirlemek değildir.

Ancak bu açıklama aynı zamanda başka bir gerçeği de ortaya koymaktadır.

Devlet kurumları CHP içerisindeki tartışmayı çözmeyecektir.

Bu sorunun çözümü CHP'nin kendi kurumsal mekanizmaları içerisinde üretilecektir.

Tam da bu noktada gözler salı günü gerçekleştirilecek CHP TBMM Grup Toplantısı'na çevrilmiş durumdadır.

Siyasi kulislerde Kemal Kılıçdaroğlu'nun toplantıda kapsamlı bir değerlendirme yapacağı konuşulmaktadır. Çok sayıda milletvekilinin, eski milletvekilinin, il başkanının ve partilinin toplantıya katılacağı yönündeki bilgiler de dikkat çekmektedir.

Bu toplantı yalnızca rutin bir grup toplantısı olarak değerlendirilmemelidir.

Çünkü CHP son yılların en kritik iç tartışmalarından birini yaşamaktadır.

Kılıçdaroğlu'nun vereceği mesajlar yalnızca mevcut yönetime ilişkin görüşlerini içermeyecektir. Aynı zamanda CHP'nin geleceğine, kurumsal kimliğine ve iktidar hedeflerine ilişkin önemli ipuçları taşıyacaktır.

Özellikle parti tabanında son dönemde yükselen rahatsızlıkların, birlik ve beraberlik çağrılarının ve kurumsal aidiyet duygusunun konuşmanın merkezinde yer alması beklenmektedir.

CHP açısından asıl risk ise kurultay tartışmasının uzaması değildir.

Asıl risk, parti içi tartışmaların Türkiye'nin temel sorunlarının önüne geçmesidir.

Vatandaş bugün hayat pahalılığını, işsizliği, enflasyonu, barınma krizini ve gelir dağılımındaki bozulmayı konuşmaktadır. Ana muhalefet partisinin uzun süre kendi iç gündemine sıkışması, iktidar alternatifi olma iddiasına zarar verme potansiyeli taşımaktadır.

Bu nedenle salı günü yapılacak toplantı yalnızca CHP açısından değil, Türk siyaseti açısından da önemli bir dönüm noktası olabilir.

Kılıçdaroğlu'nun vereceği mesajlar partide yeni bir uzlaşma zemininin oluşmasına katkı sağlayabileceği gibi, tartışmaların yeni bir evreye taşınmasına da neden olabilir.

Ancak hangi görüşten olunursa olunsun gözden kaçırılmaması gereken temel gerçek şudur:

CHP'de yaşanan mesele artık bir isim meselesi değildir.

Mesele, siyasi partiler hukukunun sınırlarıdır.

Mesele, kurumsal meşruiyettir.

Mesele, demokratik temsilin nasıl korunacağıdır.

Mesele, Türkiye'de siyasi partilerin kendi krizlerini hangi yöntemlerle çözebileceğidir.

Bugün CHP üzerinden yürüyen tartışma yarın başka bir partinin kapısını çalabilir. Bu nedenle verilecek her karar, yapılacak her açıklama ve ortaya çıkacak her siyasi sonuç yalnızca CHP'nin geleceğini değil, Türkiye'deki siyasal sistemin geleceğini de etkileyecektir.

Salı günü CHP grubunda yapılacak konuşma işte bu nedenle önemlidir.

Çünkü bazen bir konuşma yalnızca bir partinin değil, bir dönemin siyasal yönünü de belirleyebilir.