Maksimum kalıntı limiti (MKL) dediğimiz ve yasal olarak tarım ürünlerinde bulunmasına izin verilen değerlere ne kadar güvenebiliriz. Bazı ziraat mühendisleri buna İngilizce kısaltması olan MRL (okunuşu ile em-er-al) değerleri de diyorlar. Herhangi bir tarım ilacı aktif maddesinin diyelim domateste bir kilogramda mg olarak belli bir değerin üzerinde olması istenilmiyor. Uluslararası yetkili otoriteler bu değerlerin altında tarım ilacı kalıntısı içeren sebze ve meyvelerin tüketilebileceğini kabul etmiş oluyorlar. Bu oldukça tartışmalı bir görüş. Kısaca EFSA denilen Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi Avrupa’da analiz edilen ürünlerin % 97,2’sinin yasal sınırlar içinde olduğunu bildirmiş. (www.efsa.europa.eu/en/press/news/170411) Yani sadece %2,8 ürün bu sınırı geçiyor ve tüketilmesine izin verilmiyor. Ülkemizde ise Gıda ve Kontrol Genel Müdürü 2014’de yaptığı bir açıklamada bu oranın bizde %2,2 olduğunu açıklamıştı. (www.tarimorman.gov.tr) Bu yazıda bu sayıyı tartışmak istemiyorum. Ancak yapılan bazı araştırmalar bu değerin gerçekçi olamadığını gösteriyor.

Diyelim ki sonuçlar doğru, gene de sorun yok diyebilir miyiz?

Navdanya International adlı kuruluşun “Manifesto: Food For Health” adlı yayınından yararlanarak bu konuyu inceleyelim.

Öncelikle dikkate alınması gereken üç sorun var:

  • İnsanlar birçok kaynaktan zehir alıyor. Gıdalar ve sular için sınırlar konulmuştur, ancak bunun dışında havadan veya yakın çevreden de tarım ilaçları kalıntıları alınmaktadır. Hava için çoğu zaman aşılan karbondioksit, partikül madde gibi başka bazı limitler var, ancak tarım ilaçları için yok.
  • Tarım ilaçları insan vücudunda başka maddelere dönüşür, bunlara metabolit diyoruz. Bunlar tarım ilacının orijinal molekülünden daha da toksik olabiliyor.
  • Tarım ilaçları teker teker değerlendiriliyor. Hâlbuki bunların her biri daha başka birçok tarım ilacı ile etkileşime giriyor. Kokteyl etki dediğimiz olay dikkate alınmıyor. Yani bir elmada her biri MKL’ni aşmayan on ayrı maddenin kalıntısı varsa ne olacak?

Aslında durum daha da karmaşık. Sulardan alınan nitratlar, gıdalardaki koruyucular, gıda boyaları, etlerden alınan hormonlar da bu etkileşim içinde. Toksikoloji denilen bilim bu konuda henüz emekleme aşamasında. Yapılan bir araştırmada bir İngiltere vatandaşının vücudunda 300-500 arasında kimyasal madde olduğu saptanmış. (Lawrence, F., “Not on the label. What really goes into the food on your plate”, Penguin, 2004)

Hastalıklarla bu maddeler arasındaki ilişkiyi kesinlikle saptamak çok kolay değil. Ancak epidemiyolojik araştırmalar bize epey ışık tutuyor. Vikipedi’ye göre epidemiyoloji toplumdaki hastalık, kaza ve sağlıkla ilgili durumların görülme sıklıklarını ve bunları etkileyen belirteçleri inceleyen bilim dalıdır. Örneğin Asyalı bir kadının batılılara oranla beş kez daha az meme kanseri olma olasılığı olduğu saptanmış. Fakat bu kadın batıya göç ettiğinde bir kuşak içinde bu avantajlarını kaybediyor.

Bu konuda başka sorunlar da var. Örneğin araştırmalarda sadece aktif madde dikkate alınıyor. Tarım ilacı üretilirken kullanılan dolgu maddeleri, koruyucular, eriticiler dikkate alınmıyor. Diğer bir konu ise yasal limitlerin 70 kg, yetişkin bir erkek için belirlendiği. Hâlbuki özellikle endokrin bozucu maddelerde embriyo, fetüs, çocuk olma gibi çok kritik durumlarda bu maddeler çok daha zararlı olabilir. Genetik faktörler, yaş, cinsiyet, beslenme durumu, kişisel alışkanlıklar vb. birçok durumda tarım ilaçları çok farklı etkiler yaratabilir. Bunlar da dikkate alınmıyor.

Hiç tarım ilacı kullanmamak en doğrusu, ancak her şey yolunda diye düşünen tarım ilaçları yandaşları bu bilgileri dikkate alsalar iyi olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.