Tek bir ürün yetiştiriyorsanız, örneğin Malatya’da kayısı veya Manisa Alaşehir’de bağ gibi, üstelik de tek bir çeşit kayısı veya bağınız varsa; yaptığınız tarım iklim koşularına karşı çok dayanıksızdır. Bir don bütün üretiminizi yok edebilir. Bunlar oldu. Ancak birden çok çeşidiniz varsa o zaman bunlar değişik zamanlarda uyanır ve bir kısmı donlardan zarar görmez. Yaptığınız tarım daha dayanıklıdır. İngilizce resilience terimi buna karşılık geliyor. Ayrıca birden çok tür yetiştiriyorsanız, örneğin bağ yanında değişik sebzeler yetiştiriyorsanız dayanıklılığınız daha da artacaktır. Buna teknik dayanıklılık diyebiliriz. Bu durumda bazı iklim olayları bir ürünü yok ederken, örneğin aşırı yağmur bazı ürünleri tahrip ederken, başka bazı ürünler bundan çok yararlanabilir. Endüstriyel tarım yaptığınızda çok aşırı zarar görürsünüz. Agroekolojik tarım yaptığınızda toparlanma da hızlı olur.

Ayrıca sosyal ve ekonomik dayanıklılık da vardır. Eğer endüstriyel tarım yapıyorsanız bütün girdilere para ödüyorsunuz. Ancak agroekolojik bir tarım yapıyorsanız örneğin tarım ilaçlarına çok para ödemek yerine ısırgan otundan yaptığınız ev yapımı ilacı kullanıyorsanız, ayrıca azotlu kimyasal gübreler vermek yerine sıra aralarına fiğ ekip toprağa karıştırarak azotlu gübreyi sağlıyorsanız, satın aldığınız girdilere harcadığınız para cebinizde kalacaktır. Bu hem gelirinizi arttıracaktır, hem de bir don durumunda borç ödemek için traktörünüzü veya tarlalarınızdan birini satmayacağınız anlamına gelir. Bu da ekonomik dayanıklılıktır.

Eğer ürününüzü bir ekolojik pazarda, kooperatif aracılığıyla, gıda grubu veya tüketim kooperatifi ile satıyorsanız, piyasada çiftçinin eline geçen fiyatlar şu veya bu nedenle aşırı düştüğünde siz daha elverişli ve istikrarlı fiyatlarla ürün satmaya devam edersiniz. Bizim gıda grubunda genel olarak çiftçi eline geçen yumurta fiyatları çok düştüğünde çiftçiye ödediğimiz fiyatı düşürmedik. Tersine bir ara fiyatlar arttığında çiftçi de fiyatı arttırmamıştı.  Bu da ekonomik dayanıklılık içinde düşünülebilir.

Ülkemizde endüstriyel tarım yapan çiftçiler büyük riskler altındalar. Don, sel olduğunda ürünü tamamen kaybediyor. Birçok alanlarda tarım sigortası geçerli değil veya primler çok yüksek. Ürün fiyatları yükseldiğinde çiftçi çoktan aracılara ürünü satmış oluyor.  Ürün çok olduğunda ise çiftçi eline geçen fiyatlar hızla düşüyor, ancak tüketicinin ödediği fiyatlarda düşüş çok daha az oluyor. Kısacası sistem her zaman aracıların lehine işliyor. 

Gıda gruplarında, topluluk destekli tarım gruplarında tüketiciler çiftçiye çeşitli şekillerde yardımcı olurlar ve riskleri bölüşürler. Bu da sosyal dayanıklılıktır. Örneğin Fransa, Belçika, Almanya, ABD, Kanada, Japonya gibi ülkelerde topluluk destekli tarım grupları riski büyük ölçüde çiftçi ile paylaşırlar. Örneğin sezon başında çiftçiye bir ödeme yaparlar. BU çiftçinin hem krediye faiz ödemesini önler, hem de üretim planı yapmasına ve satış garantisi sağlar. Ayrıca örneğin iklimsel veya üretim planı sorunları nedeniyle, bir hafta iki sebze yerine tek bir sebze götürdüğünde kimse itiraz etmez. Ülkemizde gıda gruplarında bu risk paylaşımı henüz tam anlamıyla olmuyor. Kısmen gerçekleşebiliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
melih 2020-01-19 10:50:23

Doğru tespitler.Lakin çiftçinin hem gücü yok hemde parası