Türkiye’nin geleceği, seçmenlerin ideolojik tercihleriyle ekonomik tercihler arasındaki dengeye bağlı. Bugüne kadar genelde seçim sonuçlarını bu iki temel etmen belirledi. Tabii ki bir de algı yönetimi ve medyanın rolü... AKP 2011 ekonomik krizinin ardından, ‘koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi’ rolü biçilen, ABD’de FETÖ’nün desteğiyle kurulmuş bir siyasal islamcı parti olarak, ABD’nin ‘Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ için biçilmiş bir kaftandı. Merkez sağ ve merkez koalisyonlardan umudunu kesmiş halk için de çok cazip duruyordu. Avrupa Birliği’nin çıkarlarına da cuk oturuyordu. 

Fırsatları kaçırmakta lider
Bu sebeple, kriz sonrasında dipten dönen ekonomiyi, küresel ölçekte dolar yağdığı bir dönemde uçurması şaşırılacak bir şey değildi. Küresel ekonominin gerekleri neyse, ona göre oynadı siyasal islamcılar ve zaten çekici bir pazar olan Türkiye, hızlı bir büyüme sürecine girdi. 2008 yılına kadar böyle idare edildi. Bu dönemde, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları çözülebilir, çok daha rekabetçi bir ekonomi haline getirilebilirdi. Ama yandaş sermayeyi beslemekten ve inşaat temelli kolay büyümeden yana tavır alındı. Yolsuzluk ve yönetim kademelerindeki yeğenci yaklaşımlar, dolar bolluğundan bir kalkınma ekonomisi politikası yaratmayı imkansız kıldı.

İlk sınavda çaktılar
AKP de, başta ABD olmak üzere tüm emperyal güçlere verdiği sözleri tuttu. Bu sayede biraz da olsa yabancı sermaye geldi. Gelen yabancı yatırımcı ve yatırım hacmi, Türkiye’nin potansiyenin hep çok altında kaldı ama... Derken, küresel piyasalardaki likit bolluğu çekilmeye başladı ve yeni bir kriz ortaya çıktı. Sonrasını biliyoruz, 2008’de krizin teğet geçtiği yalanının yutturmaya çalıştılar. Dolar bolluğu biterken bile olan paraları betona göldüler. Özel sektör borçlanması rekor üstüne rekor kırarken, “IMF’e borcumuz yok’ mavalıyla halkı uyutmaya çalıştılar. Hele ki son iki dönemlik iktidarlarında ve özellikle de tek adamrejimine geçildikten sonra, ekonomi yönetimi ülkeyi uçuruma sürükleyecek her türlü icraatı yaptı. Bugün itibarıyla, ne yurtiçinde ne de yurtdışında zerre itibarı olmayan bir ekonomi yönetimiyle, Türkiye yapısal bir ekonomik krizin içine girmiş bulunuyor. 

Halk derdiyle baş başa kaldı
Pandemi döneminde, G-20 ülkelerinin önemli bir bölümü, 100 milyarca dolarlık destek paketleri açıklarken, bunlar muhalif belediyelerin yardım faaliyetlerine köstek olmak için çalıştı. Yetmedi bir de vatandaştan para istedi! Esnafa karşılıksız destek vermek yerine, kamu bankalarından kredi almaya yönlendirdi, bir de bunu sadaka gibi gösterdi. Şimdi de gelecekte bir bankacılık krizine sebep olma ihtimali taşıyan zoraki düşük faizli krediyle, en büyük marifetleri olan inşaat balonunun patlamasını önlemeye çalışıyorlar. En önemli gelir kaynaklarından biri olan turizm sektörü can çekişiyor, onu da kurtarmak için yine vatandaşı borca sokup,tatile özendirmekten başka bir şey yaptıkları yok. Zira devletlerin varlığının en önemli sebeplerinden biri olan felaket döneminde ihtiyaç akçesiyle krizi asgariye indirecek bir para yok ortada... Hepsini yediler, denizi içtiler!

Makyajlı rakamlar bile kesmiyor 
Hal böyleyken, vatandaşla dalga geçercesine, AKP Genel Başkanı çıkıp, “Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmaya çok yaklaştık” deyiverdi! Gerçekte bu ihtimalin artık bir masala dönüştüğü bir ortamda üstelik. Bu öylesine uyduruk bir masal ki... Bunun olabilmesi için, Türkiye’nin2035 yılına kadar hiç durmadan her yıl yüzde 5 büyümesi, Türkiye’nin önünde yer alan 17 ekonominin ise hiç büyümemesi gerek! Kaldı ki Türkiye her yıl en az yüzde 4.5 büyümek zorunda ki, yüzde 40’lara vuran genç işsizliği biraz olsun azaltabilsin. Bu arada ülke sıralaması yapılırken,para birimi olarak ABD Doları baz alınıyor. Bugün 1 dolar 6.85 TL... Bunun da ciddi biçimde düşmesi şart ki, kişi başına GSYİH’miz artabilsin.

18’inci sıradaki yerimiz de şaibeli
Bu arada şu anda sıralamada 18’inci olmamız da biraz şaibeli... Zira milli gelir hesaplama yöntemi defalarca değiştirildi, bu sayede kağıt üstünde hesap hilesiyle 18’inciTürkiye. Dünyanın en büyük ekonomileri listesine baktığımızda şu anda 740 milyar dolar ile 18’inci sıradayız. Arkamızda 715 milyar dolar ile İsviçre ve 605 milyar dolar ile Tayvan geliyor. Türkiye öncesinde, 951 milyar dolarlıkHollanda’nın önündeydi. Hatta 1 trilyon 126 milyar dolar gelire ulaşan Endonezya’nın da önündeydi. Son 10 yılda küresel ligde iki basamak geriledik. Daha da gerilerdik ama268.6 milyar dolarlık kağıt üzerinde makyaj sayesinde bu basamakta kalabildik.

Masalla peynir gemisi yürümez
Dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi 1 trilyon 750 milyar dolarla Rusya. 11’inci sırada 1 trilyon 740 milyar dolarlaKanada yer alıyor. Türkiye ise hem dolar bazında geriliyor hem de reel bazda yerinde sayıyor. 2013 yılında revize rakamla 950 milyar dolarlık gelir bugün itibarıyla, 740 milyar dolar. Kişi başına reel gelir ise sadece yüzde 18.3 artmış görünüyor, ama bu da gerçekleri yansıtmıyor, makyajlı ve diğer göstergelerle de uyuşmuyor. Yani istatistiklerle oynanarak bir masal yazılıyor, sonra yazdıkları masala kendileri inanıyor ve bize masal anlatıyorlar.Biliyorlar ki, ekonomi onları getirdiği gibi götürebilir, şimdi işte bir masal daha anlatmaya çalışıyorlar. Ama çarşı-pazarın artık masala karnı tok!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gökhan Kefman 2020-06-27 16:36:35

süleyman bey 2011 sehven yanlış galiba 2001 olması gerekiyordu