1979 yılında İngiltere’de iktidara gelen Muhafazakâr Parti ve Margaret Thatcher, aynı dönemde görevde bulunan ABD Başkanı Reagen ile birlikte, yeni sağ düşüncesinin en önemli pratisyenidir. Uygulamaları ile ‘Demir Leydi’ lakabı ile anılmaya başlayan Thatcher’ın en çok konuşulan uygulamalarının bir kısmı ise Birleşik Krallık yerel yönetimler sisteminde yaptığı değişiklikler olmuştur.

Thatcher yerel yönetimlerin, hükümetin enflasyonu kontrol etme, kamu harcamalarını kısma ve vergileri azaltma gibi çabalarına engel olduğu gerekçesiyle 1980 yılında yerel yönetimlerin kaynaklarını azaltan Yerel Yönetim, Planlama ve Arazi Kanunu’nu çıkarmıştır. 1983 yılında çıkarılan Oranlar Kanunu ile de merkezi yönetimin yerel yönetimlerin bütçesi üzerindeki nüfuzu artmıştır. Bu düzenlemelerden sonra kent korporasyonları, girişim bölgeleri, konut eylem kurumları gibi yerel yönetimleri ikincil plana atan özerk yapıların kurulmasından sonra 1986 yılında Thatcher, Londra ve diğer 5 büyükşehir belediyesini kapatmıştır. Thatcher, büyükşehir belediyelerinin gereksiz hale geldiğini iddia etse de olayın gerçeği radikal sol eğilimli olan ve Muhafazakar Parti Hükümeti’ne sert muhalefeti ile öne çıkan İşçi Partili Londra Belediye Başkanı Ken Levingstone’un izlediği politikalar olmuştur. Büyükşehir belediyeleri Tony Blair (İşçi Partisi) Dönemi’nde (1999) yılında bir daha kurulabilmiştir.

Gelelim Türkiye’ye… 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde (ve 23 Haziran’da) yıllardır AKP’nin elinde olan büyükşehirler belediyelerinin önemli bir kısmını CHP kazandı. Seçim sürecinden itibaren özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden bir gerilim oluştu. Bu dönemde Ekrem İmamoğlu, ülkenin en büyük kentinin temsilcisi olarak, günlük siyasette önemli bir figür haline geldi.

Kanal İstanbul tartışmalarında, İmamoğlu İstanbullular adına bir kent savunma mevzii oluşturdu. Ancak Erdoğan’a göre Kanal İstanbul, İmamoğlu’nun gündeminde olması gereken bir konu değildi: İşine baksındı. Büyük projelere öyle bir belediye başkanı engel olamazdı!

Bir takım yasal düzenlemeler ile Valilikler başta olmak üzere bir takım merkezi yönetim temsilcilerini devreye sokarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin süreçte olmamasından kaynaklanacak eksikliklerin tamamlanması için çalışmalar yapıldığı ortaya çıktı. Ayrıca geçtiğimiz hafta İBB’nin yürütülen metro ve tramvay inşaatları için kullanması gereken kredi için bakanlıktan alması gerektiği onayın çıkmadığı da basına yansıdı.

Önümüzdeki günlerde ise AKP’nin hazırladığı yeni yerel yönetimler yasasının taslağı ortaya çıkacak. Basına yansıyan haberlere göre yerel vergilerin oranlarının belirlenmesinde Cumhurbaşkanlığı makamı belirleyici konuma gelecek. Ayrıca takdir komisyonlarında bakanlık yetkilisinin bulunacağı da iddia edildi.

İşin özü; yasa çıkmadı ama yasanın ruhunu tahmin etmek için zaten âlim olmaya gerek yok. AKP kaybettiği yerel yönetimlerin yetkilerini, merkezi yönetim gücü sayesinde kendi bünyesine alma derdinde.

Ekrem İmamoğlu yönetmeye başlayana kadar İBB zaten merkezi yönetimin taşra örgütü gibi çalışıyordu. Bakalım; belki de Erdoğan Thatcher’ın yolundan daha da ileriye gitmeye kalkar. Unutulmamasında fayda var; bu sefer karşısındaki rakip dişli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.