31 Mayıs gecesi, meydanda rüzgâr bizim taraftaydı, birkaç bin kişiydik orada... Saat 15.00’ten gece 02.00’ye kadar sürekli bir itiş kakış, polisin o şaşkın surat ifadesi, yurtsever ve onurlu Türkiyeliler’in, sadece Türkiyeliler’in değil orada rastlantı eseri bulunan turistlerin de bir anda yıllardır birlikte mücadele eden arkadaşlara dönüşmesi, hiç kimseyi yalnız bırakmamak, politik sloganlardan çok ‘yetti lan’ benzeri bir ruh halinin atmosferi ve korku duvarının tekmelenerek yıkılması...

Ve hâlâ ‘Bu daha başlangıç’!

Gezi Direnişi’nin başlangıç tarihi hakkında hâlâ bir ortak bir fikir yok. Kimine göre Gezi Parkı’na çadırların kurulmaya başladığı gün, kimine göre polisin parkı korumaya çalışanlara biber gazı ve tekme tokat saldırdığı, belediye zabıtalarının çadırları yaktığı o sabaha karşı, kimine göre 31 Mayıs... İşte Gezi Direnişi başlangıcı bile tartışmalı, tarifi zor, etkileri yıllar içinde ortaya çıkan, çıkacak olan, tarihsel bir halk ayaklanmasıydı. Tam da bu sebeple belki, herkes kendine göre tarif etmeye devam ediyor.

Parkları değil, geleceği kazanmak

Gezi’nin son gününde (yine bu son gün meselesi de herkese göre değişiyor) son çadırların parçalandığı, son barikatların Teşvikiye’de kurulduğu ve gece geç saatlerde artık evlere çekildiğimiz o gün, hani DİSK’in yürüyüşünü bir umut bekleyip, bin kişiyi bulmayan kortejle Şişli’de karşılaştığımız o gün, aslında hiçbir şeyin bitmediğini, bunun daha başlangıç olduğunu fark ettiğimiz o gün... İktidarın bir parkı ele geçirip, İstanbul’daki ve Türkiye’nin bazı yerlerindeki parkları bize bırakmak zorunda kaldığı günlerle devam etti Gezi... Maçka Parkı Forumu’nda 500 kişilik forumlar, bundan sadece dört yıl önceydi. Abbasağa’da 3 bin kişi toplanırdı, Yoğurtçu Parkı’nda da... Artık birkaçı hariç, park forumları da kalmadı..

Ruh ölmedikçe direniş sürer

Ama öyle büyük bir miras ki Gezi Direnişi, bakiyesi bitmek bilmiyor. İşte bir yanda Birleşik Haziran Hareketi (en azından bir grup sosyalist yapının ve bağımsız sosyalist bireylerin bir araya gelmesiyle bir Gezi ruhu taşıyor), öbür yanda Hayır Meclisleri (sosyalisti, sosyal demokratı, liberteri, liberali, Kemalisti, Kürt yurtseveri, siyasi bir angajmanı olmayanı), faşizme karşı koşar adım giden bir ülkede insanları anti-faşist bir cephede buluşturuyor. Sayılmayacak kadar çok yerel inisiyatif, sadece bir etkinlik için bir araya gelen oluşumlar, siyasi bir arayış içinde milyonlar... Bunların hepsi de Gezi’nin bakiyesi...

Kısacası Gezi ‘ah ne güzel direndik’ gibisinden bir nostalji gibi olsa da bazıları için, işte size saydığımız bakiyeler ve emin olun ki yine eksik saymışızdır. Dünya tarihinin en ilginç ve en yığınsal halk hareketlerinden biri olarak hâlâ tam analiz edilememiş, sosyopolitik ve siyasi kültürel sonuçları hâlâ ortaya çıkmamış bir ‘olay’ olarak duruyor. Bizim için böyle tabii... Profaşistlerin ise kâbusu, onlar için ‘Pandora’nın Kutusu’ olmaya devam edecek... Özetle, Gezi’nin sürprizleri de, mirası da bitmez... Adı üstünde, ‘bu daha başlangıç, mü- cadeleye devam’!  

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.