banner87
AKP ile Gülen cemaati arasında yaklaşık 3 yıldır devam eden savaşın en büyük adımı, hiç kuşkusuz cemaatin en büyük şirketlerinden olan Bank Asya’ya el koyma işlemi oldu. AKP, cemaate ekonomik açıdan darbe vurmanın en etkili yolunun Bank Asya’yı bertaraf etmek olduğuna karar verdi ama bunu hayata geçirebilmek hemen mümkün olmadı. Bankayı didik didik inceleyen murakıplar, yasal olarak el koymayı gerektirecek bir nokta bulamadı. Bu nedenle başta Erdoğan olmak üzere birçok AKP’li bankanın içinin boşaltıldığını “zaten batık olduğunu” meydanlarda dile getirdi, havuz medyası yasal olarak suç olmasına karşın banka hakkında olumsuz haberler yapıp itibarını zedelemeye çalıştı. Kamu kurumlarının tümü Bank Asya’daki mevduatlarını çekti, AKP’den korkan birçok şirket de aynı yolu izledi. Buna karşın bankanın sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 18’in altına inmedi.

Ancak aklına koyduğunu yapmaya kararlı olan AKP, bu kez BDDK aracılığıyla hakim hissedarların evraklarının eksik olduğunu öne sürerek, 3 Şubat 2015 tarihinde bankaya el koydu. BDDK, Banka Asya’dan, yönetim kurulunu belirleme yetkisine sahip A grubu imtiyazlı pay sahibi 185 ortağı durumlarına ilişkin bilgi ve belgeleri 2 Ocak 2015’e kadar iletilmesini istedi. Bu süre içinde evraklar tamamlanamadığı için de 3 Şubat 2015’te bankaya el konuldu.

Oysa BDDK ve TMSF, Türkiye’ye 47 milyar dolara mal olan 21 bankanın el koyma işlemlerini, murakıp raporları ile gerçekleştirmişti. Bu raporlarda usulsüz kredilere, yetersiz sermaye yapısına dikkat çekiliyordu. Bank Asya’nın murakıp raporlarında ise sadece teknik ve hukuki eleştiriler vardı, bu da tek başına bankaya el koymaya yeterli değildi. İşin içine milli güvenlik, terör örgütüne yardım gibi maddeler de eklenerek banka, sahiplerinden alındı.

Case study olmayı hak etmiyor mu?

TMSF, Bank Asya’yı 29 Mayıs 2016’ya kadar satacağını açıkladı. Aslında faizsiz bankacılık yapan yani katılım bankaları içinde yer alan Bank Asya’nın satılma şansı oldukça yüksek. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vakıf Katılım’ın açılış toplantısında katılım bankacılığını geliştireceklerini söylemiş ve Halk Bankası’na da bugüne kadar katılım bankacılığı konusunda adım atmadıkları için sitem etmişti. Yani Halk Bankası, Bank Asya’nın en önemli müşterisi olabilir. En azından eldeki veriler onu gösteriyor. Ancak Halk Bankası, Bank Asya’ya teklif vermeyi düşünmüyor. Sadece Halk Bankası değil, hiçbir şirket ve banka bu sürece katılmayı düşünmüyor.

Peki neden? Konuyla ilgili birkaç bankacı ile görüştüm. Ortak görüş şu yönde: “BDDK ve TMSF tarafından el konulan ve el konulma gerekçeleri Bank Asya’ya göre daha güçlü olan Kentbank ve Demirbank açtıkları davaları kazandılar. Bankalarını alamasalar bile ciddi tazminat hakkı elde ettiler. Bank Asya’nın eski sahipleri de birkaç yıl sonra dava açarsa kazanma olasılıkları yüzde 100’e yakın. Dolayısıyla Bank Asya’yı satın alanlardan geri alma olasılıkları var. Kimse bu riski göze alamaz, bu nedenle Bank Asya satılamayacak ve devlet tasfiye edecek. Sahipleri dava açsa bile ortada banka olmadığı için pek fazla bir kazanımları olmayacak.”

Devlet eliyle şirket kurup batırmanın en tipik örneği, sizce de iş üniversitelerinde ‘case study’ olarak işlenmeyi hak etmiyor mu?


Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.