Bu dönemin sembol isimleri

Bu dönemin sembol isimleri

Cüneyt Ülsever

cuneyt.ulsever@yurtgazetesi.com.tr
22 Aralık 2013, 13:13
 Türkiye bağırsaklarını temizlerken kenef kokusu her bir yanımızı sardı. Bu arada nedense bazı isimler kafama takıldı. Bu pazar onlara değineceğim.
   İleride bu dönem irdelenirken, herkes tabii ki RTE’yi referans verecek ama ben bugün çok daha alt kademelerde yer alan iki isim üzerinde duracağım.
   Benim indimde bu iki isim dönemin ruhunu veya kimi entellerin sosyolojik anlamının dışına çıkararak iğfal ettikleri bir terim olarak ‘zamanın ruhu’nu temsil ediyor.
   Sakın yanlış anlaşılmasın; dönemin figüranları sadece bu iki şahsiyetten oluşmuyor.
   Dönem gırla figüran üretti ve bu figüranlar üç-beş kuruş uğruna yalakalık mesleğini hayâsızca icra ettiler. 
   İşte benim sembol isimlerim:
                                                                     ***
   Muammer Güler: 1949 doğumlu Muammer Güler 1972 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, İçişleri’nde çok başarılı bir kariyer sürdürüyor. Bir süre kaymakamlık yaptıktan sonra, İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü oluyor. Sonra, sırayla Niğde, Kayseri, Gaziantep, Samsun, İstanbul Valiliklerinde bulunuyor. Kamuda en son özel bir kararname ile kurulan Kamu Düzeni ve Güvenlik Müsteşarlığı’na atanıyor. 2011’de 24. Dönem Mardin Milletvekili olarak TBMM’ye giriyor. Şimdi İçişleri Bakanı.
   Böyle üstün bir kariyere sahip bir kimsenin İçişleri Bakanı olmasından daha doğal bir şey olamaz.
   1992-2010 yılları arasındaki dönemde kesintisiz valilik yapması, başarısının en büyük kanıtı. Ülkemizde her dönemin kendi adamları vardır. Valilik gibi çok önemli kamu görevlerine sadece o dönemin muteber adamları atanır. Ancak, Muammer Güler 18 yıl içinde değişen tüm hükümetlerle, hatta birbirinin kuyusunu kazarak iktidara gelen başbakanlarla, yetmedi aradaki askeri dönemin kodamanları ile hep iyi geçinmiş ki devamlı ayakta kalmış.
   Ben kendisini Gaziantep Valisi iken tanıdım. Ankaralı mümtaz şahsiyetler karşısında kruvaze ceketi her daim ilikli, belki de boynunda fiziki bir sorun olduğu için başı hep sağ tarafta öne eğik, daima azami saygılı bir görünüm veriyordu. Frikik vuruşu yapacak futbolcunun önünde baraj kuran rakip takım oyuncularının yaptığı gibi, iki eli apış arasının üzerinde birbirine her daim kilitli vaziyette dolanırdı. Amirleri önünde; birkaç ay önce bir canlı yayında RTE karşısında Taha Akyol’un takındığı mahcup, azami hürmetkâr, yanlış soru sormaktan ödü kopan tavrı takınıyordu.
   Azeri iş adamına verdiği hizmetler hakkında iddialar ortaya atılır atılmaz, ‘velinimeti’ Rıza Sarraf karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı nasıl duruyordu, saygıda kusur ediyor muydu çok merak ettim.
   Çekirge kaç kere sıçrar bilemem ama (inşallah) kariyerinin son sıçrayışında Mehmet Güler tarihin zihninde, bir kamu görevlisi için en fazla yüz kızartacak bir eyleme oğlunu ortak edebilen bir kişi olarak yer edecek. Çıkar karşılığı meslektaşını (Fatih İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Orhan İnce’yi) satmış bu kişi, oğlunu sorgulayan müdürleri anında görevden alarak ‘dünya rezillikler tarihi’nde mümtaz yerini çoktan aldı.          
                                                              ***
   Nazlı Ilıcak: Notre Dame de Sion Fransız Lisesi (1963) ve Lozan Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden (1967) mezun olan Nazlı Ilıcak, 1969’da Tercüman Gazetesi’nin sahibi rahmetli Kemal Ilıcak ile evlendi. 1999-2001 yılları arasında Fazilet Partisi milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. Ancak, esasen kıdemli gazeteci olarak temayüz etmiştir. Ilıcak saygın bir aileden gelir. Babası, zamanında bakanlık yapmıştır. Analitik gücü olmasa da, zekâsının yüksek seviyesi sayesinde her daim önde kalmayı becermiştir.
   Mümtaz özellikleri dışında, Nazlı Ilıcak, zamanında Kenan Evren’e yağlar düzmüş, Deniz Gezmişlerin idam edilmiş olmasını alkışlamış bir gazetecidir. Hali ile son dönemde de AKP İktidarı’nın peşinden koşmuştur. Yakın zamana kadar Balyoz, Ergenekon, OdaTV davalarını savunmuş, yargılanan gazetecilerin esasında gazeteci olmadığını yazmış, kovulan gazeteciler için kılını kıpırdatmamıştır. Anayasa Referandumu sırasında köşesini Adalet Bakanlığı’nın basın bürosuna tahsis etmiş, ‘Bakan’ın yolladığı teknik notları harfiyen yayınlamıştır.
   Akıllı Ilıcak aynı zamanda Gülen Cemaati ile de arayı hep yakın tutmuş, Cemaat hakkında yağ kokan kitaplar yayınlamıştır. Ancak, ne zaman ki, iki efendisi birbiri ile kapıştı, Ilıcak ‘iki arada bir derede’ kaldı, maddi-manevi borçları ağır bastığı için de Cemaat’ten yana tavır aldı.
   Sonunda, ona buna olan Ilıcak’a da oldu, Ilıcak Sabah’tan kovuldu. Sicili AKP’ye destek verdiği dönemde bile AKP indinde bozuk olan Ilıcak (2011 yılında başvurusuna rağmen, ‘karakter zaafları nedeni ile’, AKP kendisini milletvekili adayı yapmadı) Taha Akyol, Ertuğrul Özkök gibilerin dışında, hemen herkes tarafından her sıfat ile anılır ama asla ‘demokrat’ addedilmez. Piyasa algılamasına göre; Nazlı Ilıcak maddi / manevi çıkarları dışında hiçbir değer tanımaz.
   Daha önce aynı şekilde gazetelerinden kovulan meslektaşları için kılını kıpırdatmayan Nazlı Ilıcak, Sabah’tan kovulması ile ilgili olarak;
   “Şahsiyetimi kaybedeceğime işimi kaybettim” dediği an, ben onu bu zavallı dönemin iki sembol figüranından birisi ilan etmeye karar verdim. Böyle bir yüzsüzlük az bulunur! Şahsiyeti üzerine sarf ettiği sözler bir üniversitede akademisyenler arasında tartışılırken hakkında söylenenleri duysaydı, onun bile yüzü kızarırdı.
                                                                     ***
   İleride bu dönemin çirkinlikleri irdelenirken; ‘getir-götür oğlu’nu soruşturan birimin emniyet müdürünü görevden alan İçişleri Bakanı ve toplumda karakter yapısı hakkında nerede ise fikir birliği olan ama yine de sıkılmadan ‘şahsiyeti uğruna işini kaybettiğini’ söyleyebilen gazetecinin kulakları çınlayacaktır. 
  
banner92

Yorum Gönder

@name x