Dış politikamızda Ahmet Davutoğlu tarafından yapılan değişiklik ve izlenen yöntemlerin bizi getirdiği sonuçları hatırlayalım.
Hedef; komşularımızla sıfır sorun denildi. Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren izlenen dış politikaları pasif bulan Davutoğlu,  Dışişleri Bakanlığı döneminde dış politikamızda köklü değişiklikler gerçekleştirdi. Dış politikamızda yapılan bu değişiklikler sonucunda iyi diyalog içerisinde bulunduğumuz birçok komşumuzla maalesef ilişkilerimiz bozuldu.
Kısaca hatırlayalım; Suriye ile bir sorunumuz yoktu, PKK konusunda ortak tavır alıyor, sınır ticaretimiz giderek gelişiyordu.
Irak'ta; Amerika-İngiltere-Fransa başta olmak üzere nükleer çalışma yapılıyor iddiası ile yaptıkları askeri operasyona hayır diyen bir TBMM'miz var idi. O harekâtı yapanlar, şimdi hata ettiklerini doğru istihbarat yapmadıklarını söyleyerek suçlarını ikrar ediyorlar. "İngiltere, Fransa'nın o günkü başbakanları kendi halklarını ve dünya kamuoyunu aldatarak birçok sivilin ölmesine yol açarak insanlık suçu işlemişlerdir."
İran'la başta doğalgaz olmak üzere gelişen bir ticaretimiz ve iyi komşuluk ilişkilerimiz vardı. Rusya Federasyonu ile turizm, doğalgaz, sebze-meyve ihracatı, inşaat sektöründe artarak devam eden ticaretimiz ve iyi komşuluk ilişkilerimiz vardı.
Laik, demokratik, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği dış politikasının  sonuçları, teröre ortak mücadele ve başka ülkelerin sınırlarına saygının gereği idi.
Irak'ta petrol kaynaklarına daha çok sahip olabilmek adına, Amerika-İngiltere-Fransa-Almanya'nın başlattığı Arap Baharı adlı operasyon ve on binlerce insanın ölümü, yaralanması, sakat kalması, evsiz barksız kalması. Türkiye TBMM'nin aldığı kararla bu savaşa dahil olmadı, ülkesini yabancı askerlere açmadı.
Libya ile başlayan, Irak ile devam eden bu oyunda sıra Suriye'ye gelmişti.
Kısa adı BOP olan Büyük Ortadoğu Projesi'ni hayata geçirebilmek ve Ortadoğu’da yeşil kuşak yada ılımlı İslam projesi 'ni geçekleştirebilmek için başta Amerika aynı güçler harekete geçmişti.
Türkiye Irak konusunda emperyalizmin çıkarlarına hayır dediği, Türk ordusu taşeronluğu kabul etmediği için Türkiye'yi cezalandırmaya kalktılar.
Önce Kuzey Irak’taki bordo berelilerimizden oluşan askerlerimizin başına çuval geçirilerek askerlerimizin gururu ile oynadılar.
İkinci perde de yerli işbirlikçilere ihtiyaç vardı.
Dışarıya bağımlı sermayemizin elindeki basının şakşakçılığı ile önce Milli Güvenlik Konseyinde cemaat ve dinsel örgütlemeler ile ordu hiyerarşisini kabul etmeyen, laik demokratik Cumhuriyete inanmayanların ordudan ihraçlarının önü kesildi.
Balyoz, Ergenekon, Ayışığı, Casusluk vb. askeri davalar sahte delil üretilerek, kumpaslar kurularak oluşturuldu. Dürüst, namuslu, vatanı için canını verecek yüzlerce subayın ordu ile ilişkisi kesildi, hapislere atıldı, bir kısmı bu onursuzca davranışları kaldıramadığı için intihar etti.
Türk ordusu bir darbe daha almıştı, deneyimli, bilgi ve beceriye sahip, teknik donanımlı komuta kademesi zayıflamıştı.
Aynı tezgâh Cumhuriyet değerlerine inanan Atatürkçü rektörlere, Belediyelerde ve diğer kamu görevlilerine de yapılıyordu.
Bu arada ordumuzun kozmik odalarına dahi girilmişti.
Bu arada dış politikamızda Suriye ile ilişkiler gerilmiş, karşılıklı diyalog yerini tehditkâr söylemlere bırakmıştı.
Süleyman Şah Türbesi’ni koruyamıyor, zorunlu olarak başka yere nakledilmesine muvafakat etmek zorunda kalıyorduk.
Suriye'den sınırlarımıza milyonlarca insan geliyor, yaşamlarını sürdürebilmeleri için sınırlarımızı açıyorduk.
Habur sınır kapısında PKK'lı lar için seyyar mahkeme kuruyorduk. Bu geçici mahkeme salonlarında Atatürk'ün fotoğrafı ve Türk Bayrağı konulmadığı basına yansıyordu.
En son Rusya'ya ait uçağın düşürülmesi ve Suriye hava sahasının bize kapatılması, ardından kırmızıçizgi ilan ettiğimiz hatların YPG ve Amerikan birliklerince birlikte aşılması.
Rusya ve komşularımızla diyaloglarımızın kötü olmasından ötürü dışarıda etkin olamıyorduk.
Bir kaç haftadır, Cumhurbaşkanı'nın Rusya'ya ziyareti ve Putin ile görüşmesi, Mısır'a dostluk mesajı iletilmesi, Suriye ile gerginliği azaltılma girişimleri.
Dış politikada tekrar etkinliğimizi arttırmaya başladı.
Bu arada yaşadığımız dinsel bir yönetim kurmayı amaçlayan demokrasi düşmanlarının, sivil halka ve kendi silah arkadaşlarına ateş ederek yapmaya çalıştığı kalkışma girişimi.
Bu vatan hainleri 2003'te Irak'a asker gönderilmesi için hazırlanan tezkereye “hayır” diyen TBMM'yi bombalayarak akıllarınca gözdağı vermeye çalışmışlardır. Bu anlayış Irakta askerlerimizin başına çuval geçiren anlayış ile aynı anlayıştır.
Dış politikada normalleşmenin devamını dilerken, tutuklanan gözaltına alınan Fetö’cülerin yetişmemesi için, Milli Eğitim’de Tevhid-i Tedrisat 'ın tam olarak uygulanması, iç ve dış düşmanlarımıza karşı güçlü bir orduya ihtiyacımız bulunmaktadır.
Fen ve bilimle yetişen, laikliğe, demokrasiye, hukuka inanan nesiller Cumhuriyetimizin teminatı olacaktır.


Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.