banner87

Yıllar boyu bir gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülke çapında ya da küçük çapta siyaset yapanların bir hastalığı var. Seçilip koltuğa oturduktan bir süre sonra gitmeyi bilmemek ve koltuğa adeta tutkalla yapışmak.
Başarı ya da başarısızlık hiç fark etmiyor. Şark siyasetçilerinin başarısızlığı başarı gibi sunma gözbağcılığı becerisinin bir eşi her halde dünyanın başka hiç bir politik arenasında yoktur. Bir lider koltuğa oturunca, sonsuza kadar o koltukta oturmak istiyor.
Karşısına çıkan muhalif adayların hiç birine şans tanımak yok.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1994 yılında seçimleri var. Nail Güreli başkanlığındaki liste, üç ismin delerek seçilmesi dışında, Cemiyet yönetimine geliyor. Bendeniz de ilk yönetim kurulu seçiminde genel sekreterliğe getiriliyorum.
Nail Güreli başkan seçilir seçilmez canını dişine takarak üzerine ölü toprağı serpilmiş görüntüsü veren Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni ayağa kaldırıyor. Katılmadığı hiç bir televizyon programı ya da etkinlik yok. Basın ve medya patronlarının da önem verdiği bir kuruluş haline getiriyor bizim Cemiyet’i.
Küçümsenecek iş değil. Onun başkanlığı döneminde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bütün gazeteciler için referans niteliğinde “Gazetecilerin Hak ve Özgürlük Bildirgesi”ni üç dilde, Türkçe, İngilizce ve Fransızca yayınlıyor.
Rahmetli Güreli daha sonra, 1998 ve 2000 yıllarında girdiği Cemiyet seçimlerini de kazanıyor. Üstelik rakipsiz olarak! Ama şöyle ilginç bir hamle yapıyor: 2000 yılındaki seçimden hemen sonra toplanan yönetim kurulunda bütün üyeleri şoke eden kararını açıklıyor. Görevinin yarı süresini tamamladıktan sonra başkanlığı bir başka isme devredecek.

Dilimizin döndüğü kadar bu kararından caydırmaya çalışıyoruz. Ama nafile. Aklına koymuş; bırakacak. Diyor ki: “Ben üç seçimi üst üste kazandım. Artık yeter. Başka isimlerin önünü açmak lazım...”
Gerçekten de dediğini yapıyor ve 2001 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başkanlığını Orhan Erinç’e devrediyor. Sonra ne mi oluyor? Nail Güreli yine Cemiyet’in etkinliklerine aksatmadan katılıyor. Başkanlığını yaptığı kurum için eskisi gibi çalışıyor. Orhan Erinç ise üst üste seçimlerde kazanıyor. Ama ne yazık ki Nail Güreli öncesi gibi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yine eski işlevsiz konumuna dönüyor. Haziran 2010’a gelindiğinde ise Cumhuriyet Vakfı Başkanı İlhan Selçuk’un ölümü üzerine bir ara formül olarak Orhan Erinç Cumhuriyet Vakfı’nın başına getiriliyor. Erinç Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başkanlığını da genel sekreteri Turgay Olcayto’ya bırakıyor.
Bunları yazmamın nedeni başarılıyken de bırakıp gitmeyi bilmenin önemine dikkat çekmek. Ama her nedense bizde başarısızlığı başarı gibi sunanlar bir türlü bırakıp gitmeyi öğrenemediler. Küçük olsun benim olsun, mantığının, başında bulundukları kurum ve kuruluşlara ne kadar zarar verdiğini acaba göremiyorlar mı?

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
aydın 2018-02-11 01:21:36

KALMAK İÇİN ÖNCE RAKİPLERİ BİR BAHANEYLE HARCARLAR. MESELA KILÇTAROGLUNUN YANINDA GORUNENLER ATATURKCULERİ HARCARSAK PARTİDE İLELEBET KALIRIZ MANTIGINDA.FAKAT GOREMİYOR KILIÇTAROGLU BİLMİYOR ALACALI İNEK HİKAYESİNİ.DAHA SONRA HDP Cİ ZİHNİYET KILIÇTAROGLUNU GOTURECEK.YANİ KENDİLERİ GİTMEZ . YA KASETLE YA TEZGAHLA GOTURULUR