banner87

'Disiplinli değilsen Nuri Bilge Ceylan'la çalışamazsın!'

"Ahlat Ağacı" filmiyle Türkiye'nin Oscar aday adayı olan Nuri Bilge Ceylan'ın, "taşra üçlemesi" filmlerinin çekirdek ekibinde yer alan sinemacı Sadık İncesu, Ceylan'la çalışmanın nasıl olduğunu anlattı. "Disiplinli değilsen Bilge'yle çalışamazsın" diyen İncesu, kendi deneyimlerinin yanı sıra Ceylan'ın sinema serüvenini paylaştı.

'Disiplinli değilsen Nuri Bilge Ceylan'la çalışamazsın!'

"Ahlat Ağacı" filmiyle Türkiye'nin Oscar aday adayı olan Nuri Bilge Ceylan'ın, "taşra üçlemesi" filmlerinin çekirdek ekibinde yer alan sinemacı Sadık İncesu, Ceylan'la çalışmanın nasıl olduğunu anlattı. "Disiplinli değilsen Bilge'yle çalışamazsın" diyen İncesu, kendi deneyimlerinin yanı sıra Ceylan'ın sinema serüvenini paylaştı.

26 Ağustos 2018 Pazar 14:58
'Disiplinli değilsen Nuri Bilge Ceylan'la çalışamazsın!'

Son filmi Ahlat Ağacı ile Türkiye’nin Oscar aday adayı olan yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın taşra üçlemesi filmlerinde beraber çalıştığı sinemacı Sadık İncesu Gazete Duvar'dan Serkan Alan'a konuştu. Ceylan’ın kısa filmi Koza, uzun metraj yapımları Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak filmlerinde “çekirdek ekip” içerisinde yer alan İncesu, çocuğunun dünyaya gelmesinin ardından bir süre sinemaya ara verdi. Nuri Bilge Ceylan ile çalışmayı,”Bir kere disiplinli değilsen ve işini sevmiyorsan asla Bilge’yle çalışamazsın. Öyle bir şansın yok” sözleriyle özetleyen İncesu, aynı zamanda Mayıs Sıkıntısı filminde kameranın önüne de geçmişti. İşte sinemacı Sadık İncesu’nun ağzından kendi tercihleri ve Nuri Bilge Ceylan’la çalışmaya dair anıları…


‘NURİ,’SEN MANYAK MISIN’ DEDİ’

Uzak filminin ardından sinema alanında çalışmaya bir süre ara verdiniz. “Taşra Üçlemesi”nin ardından neler yaşadınız?

2002 yılından sonra çalışma hayatıma nokta koymuştum. Nuri ile çekmiş olduğumuz ilk üç filminden sonra bir katalog işi vardı ve o da Uzak’ı yapıyordu. Uzak’tan sonra krizle beraber yurt dışına gitme hayallerim vardı ama olmadı. Türkiye’de yaşama kararı aldım ve evlendim. Bir yıl sonra çocuğum dünyaya gelince çalışma hayatına tamamen nokta koyup çocuğuma bakmayı tercih ettim. Çünkü 20’li yaşlarda ahkâm kesmiştim bir çocuk nasıl yetiştirilir diye. Sonrasında bunun bedelini ödemeliydim. Çocuğun ilk beş yılını geri getirme imkânın yok. Şan, şöhret, para, pul bundan sonra gelsin diye düşündüm. Nuri,”Sen manyak mısın” dedi. Manyak diyorsan manyağım ama ben ilkeleriyle yaşayan bir insanım. Önüme çıkan imkânların mı peşinde koşmalıydım, söylediğimin peşinden mi?.. Kendime sorduğumda bunun daha önemli olduğunu gördüm. “Ben ne yapacağım?” dedi. “Karar senin” dedim. O da “İklimler” için mekân bakmaya gidecekti. Sonrasında çocuğumla ilgilenmeye başladım. Çocuğum da şimdi 15 yaşına girdi.

‘SENDEN DAHA İYİ YAPAN MI OLUR’

Çocuğum dört yaşındayken bir arkadaşım görüntü yönetmenliği teklif etti. Nuri’yi aradım, “Böyle bir iş teklifi var” ne diyorsun dedim. Durakladı ve sonra, “Manyak mısın senden daha iyi yapan mı olur!” dedi. Mehmet Güleryüz’ün “Havar” filminde görüntü yönetmenliği yaptım. Daha sonra da Mehmet Eryılmaz’ın “Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikâyesi” filminde ikinci görüntü yönetmeni olarak çalıştım. Ne yazık ki, Nuri ile çektiğimiz Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı 7 bin kişi tarafından izlenmişken bu filmler 5 binde kaldı. Havar’da ödül alacaktık örneğin İstanbul Film Festivali’nde FIPRESCI dalında ama filmin bitiminde Kürtçe bir ezgi olması nedeniyle onu da bypas ettiler. Tabii bu 5 ay sonra bir jüri üyesinden çıktı. Hayat böyle enteresan ilerledi.

‘KALKTIK NURİ’NİN EVİNE GİTTİK’

Nuri Bilge Ceylan ile yollarınız nasıl kesişti?

Nuri 1986 yılında Ankara’da askerliğini yaparken ben de İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nde çalışıyordum. Çalıştığım yerdeki arkadaşlarımla Ankara Fotoğrafçılar Derneği’ndeki bir serginin açılışına gittik. 20- 30 kişi bir yerde otururken birisi, “Nuri burada. İstanbullu arkadaşlarla beraber olmak istiyor hadi onun evine gidelim” dedi. Kalktık Nuri’nin evine gittik. Nuri ile tanıştık ve 86’dan sonra tanışıklığımız devam etti. Sonra ben başka bir işe girdim. Nuri de profesyonel fotoğraf stüdyosu kurdu. Ben de ona kağıt satıyordum, iki yıl öyle geçti. Derken iki yılın sonunda serbest asistanlık işlerine başladım. Nuri telefon etti asistana ihtiyacı olduğunu söyledi. Kalktım gittim. Sonrasında beni büyük işlere çağırıyorlardı.

‘UZAK’IN CANNES’DA YARIŞMA FİLMİ OLMASI NURİ’NİN ÖNÜNÜ AÇTI’

“Taşra Üçlemesi” serüveni nasıl başladı?

Nuri “Koza” filmini gidip çekiyordu. O dönem benim çantam çalındı. Nuri de bana destek olmak istiyordu. “Sadık gel seni buradan alıp gideyim. Benim film yarım kaldı onu çekelim” dedi. Kalktık Yenice’ye gittik. Koza’yı çektik. Dönerken de bana, “Ben sadece sinemaya dönmek istiyorum, katalog işini elimden al. Biliyorsun zaten işi” dedi. Ben fotoğraf ve katalog çekimleriyle ilgilendim. Sonrasında Kasaba’yı çektik. Başka işlerle de ilgileniyorduk birer hafta gidip çekip geliyorduk. Kasaba Japonya’da ikincilik getirdi. Koza’nın Cannes’da yarışma filmi olması, Kasaba’nın Tokyo’da Nuri’ye ödül getirmesi Mayıs Sıkıntısı’nı doğurdu. Kasaba’yı bitirdiğimizde ikimizin de pili bitmişti. “Bir dahaki filmde ben asistan istiyorum” dedim. Mayıs Sıkıntısı filminde 4 kişi olduk. Ben hem prodüksiyonda hem de kamera arkasında çalıştım. Arkasından Uzak geldi. Katalog çekimleri nedeniyle Uzak’a dışarıdan destek verdim. Ekip 5 kişi oldu bu sefer. Uzak filminin Cannes’da yarışma filmi olması Nuri’nin önünü açmıştı.

‘KAMERANIN ÖNÜNE GEÇTİĞİNDE O İŞ ÖYLE OLMUYOR’

Mayıs Sıkıntısı filminde çekirdek kadroda yer almanın yanı sıra oyunculuk da yaptınız. O nasıl bir deneyimdi?

Orada kendimi oynuyorum aslında. Nuri o kadar çok güvenmiş ki, Sadık rahat bir adam her türlü ortama girer diye düşünüyor. Kameranın önüne geçtiğinde iş öyle olmuyor. Bir de zor bir sahneyle başladık. Bebeğin ağlamasıyla… Daha önce kamera arkalarını izlediğimde oyuncuların kamera arkasında hazırlandığını görüyordum. O ağlama sahnesini on kere çektik ve ben “olmuyor” dedim. Sonra Muzaffer (Özdemir) ile oynadım. Hayatta çocuk ağlatmayan bir adam çocuk ağlatmaya çalışıyor kolay bir şey değil yani. Sahne önü ve arkası çok farklı şeyler.

‘KASABA, MAYIS SIKINTISI VE UZAK KENDİ CEBİNDEN HARCAYARAK YAPTIĞI FİLMLER’

Taşra üçlemesi sırasında az sayıda kişiyle filmler ürettiniz. Bir Zamanlar Anadolu’da filmindeki kalabalık ekibin ardından Ceylan’ın o çekirdek kadroya dönmek istediğine dair beyanlarını anımsıyorum. Çekirdek kadroyla çalışmak daha mı kolaydı?

Her şeyden önce Uzak’tan sonra İklimleri çekerken 11 kişi vardı. Nuri hem yönetmen hem de oyuncuydu. Biz 4-5 kişi çalışırken herkes her işe koşarken orada boş oturan insanları görüyordu. Ne yazık ki siz çarkın içerisine giriyorsanız o şansınızı bir daha kaybediyorsunuz. Üç Maymun 30, Bir Zamanlar Anadolu’da 60 kişilik bir ekipti. Zaten çekeceğiniz filmin sponsorlarla parasını kurtarıyorsanız harcıyorsunuz. Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak kendi cebinden harcayarak yaptığı filmler.

‘EMEK VERMİYORSAN KARŞILIĞI YOK DEMEKTİR’

Nuri Bilge Ceylan’ın başarısının arkasında size göre ne yatıyor?

Sevmekle başlıyor her şey. Bir şeyi sevdiğiniz müddetçe başarı orada yatıyor. Nuri’nin başarısı, işin başından sonuna kadar kendini sürekli yenilemesinden ve her şeye mutlaka müdahil olmasından kaynaklanıyor. Kaç tane yönetmen kalkıp da bir yıl boyunca kurguyla uğraşır ki! İnsanlar genelde olaya çok basit bakıyorlar. Sinema sevgisi çok başka bir şey. Emek vermiyorsan karşılığı yok demektir. Başarı da orada yatıyor.

‘DİSİPLİNLİ DEĞİLSEN BİLGE’YLE ÇALIŞAMAZSIN’

Nuri Bilge Ceylan’nın çok disiplinli çalıştığını biliyoruz. Ceylan’la beraber çalışmak nasıl bir deneyim?

Bir kere disiplinli değilsen ve işini sevmiyorsan asla Bilge’yle çalışamazsın. Öyle bir şansın yok. Çalışmış olduğu kişileri de düşününce bunu görüyorsunuz. Yıllardır çalıştığı yapımcısı Zeynep Atakan, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki. Ekip birbirini tanıyor. Sorunlar problemler illa çıkıyordur ama Nuri artık bunlardan kendisini tamamen soyutlayabiliyor. Her bölümün sorumlusu var.

‘CİDDİ GERİLİMLERİMİZ OLMADI’

Hiç aranızda gerginlik yaşanmış mıydı çekimler sırasında?

Yok yok öyle ciddi gerilimlerimiz olmadı ama bir olay hatırlıyorum. Gece çekimleri yapıyoruz, gündüz de yatıyoruz. Filmleri o zaman renkli çekip tekrar dolduruyoruz. Bir gün saat 03 00’te gideceği olmuştu, “Set niye hazır değil?” dedi. “Ekip bütün gece çalışıp sabah 09 00’da gelmiş akşamdan bana söyleseydin 03 00’te de hazırlardım” dedim. Yazılanların çizilenlerin dışında Nuri o anda da bir şey ekler. O gün aklına bir şey geldi. Saat 03 00’ten sonraki çekimi bir yerde kullanacaktı muhtemelen.

‘NİYE ONLARA SİYASET VAR DENMİYOR DA NURİ’NİN YAPTIĞINA SİYASET DENİYOR?’

Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı, Cannes’da saatlerce alkışlandı. Geçtiğimiz günlerde de Türkiye’nin Oscar aday adayı oldu. Ceylan’ı yolun başından itibaren tanıyan birisi olarak son filmi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kış Uykusu en iyi filmlerinden birisi oldu. Cannes’da en tepe ödülünü aldı. Ben son filminin yarışma filmi olmasını istemiyordum. Benim kişisel düşüm buydu. Ahlat Ağacı’na planlarına baktığımda ise birinci kurgucunun kendisi olduğunu görüyoruz. Onun da farkını görüyorsunuz. Kış Uykusu ile karşılaştırdığınızda Ahlat Ağacı’ndaki sahnelerdeki kopuklukları görüyorsunuz. Örnek olarak kızın çeşme başında oğlanla karşılaşması sahnesi. Nuri’nin önceki filmlerinde böyle bir sahne görebilir misiniz? Sahne çok güzel olabilir ama bunun bir alt yapısı olmaz mı? Kızın çeşmeye gelirken genel bir planı yok mudur? Kız orada bekliyor ve sanki birisi gelecek. Bu da bir bakış açısı. Bazıları filmde siyaset var diyor. Bir çok filmde siyaset var. Niye onlara siyaset denmiyor da Nuri’nin yaptığına siyaset deniyor? Şimdi de Oscar adayı. Bir Zamanlar Anadolu’da ilk dokuza girmişti. Bakalım Ahlat Ağacı nereye kadar gidecek. Bu da bir şans. İşin gerçeği doğru zamanda doğru yerde olmak. Sen bir işi yaparken yüzde elli dört dörtlük yapmaksa, kalan yüzde elli doğru yerde doğru zamanda ortaya çıkabilmektir. Örneğin Mayıs Sıkıntısı… En çok festival gezen filmdi o. Ama karşımıza, Alejandro Gonzalez Inarritu’nun “Paramparça Aşklar ve Köpekler” filmi çıktı ve her festivalde bizi geçti. Bizden daha üstün bir filmdi. Ancak yönetmenin ikinci filmine bakıyorsun aynı güç yok.

En beğendiğiniz Nuri Bilge Ceylan filmi hangisi?

Benim en sevdiğim filmi açıkçası Kış Uykusu. Fragmanını ilk izlediğimde rahatsız olmuştum. Tiyatro sahneleri gibi gelmişti. Filmi izlediğimde tiyatro sahnesinden koptuğunu gördüm. “Bir Zamanlar Anadolu”danın da yeri başkadır. Oradaki hikâyenin güçlülüğünden kaynaklanıyor.

‘SADIK BEN FİLMİ ÇEKTİM, BİTTİ’

Sizin de içinde olduğunuz filmlerle başlayan Ceylan’ın başarısı daha sonra da devam etti. “Keşke devam etseydim” dediğiniz oldu mu?

Kış Uykusu ya da Bir Zamanlar Anadolu’nun ardından filmin tamamlandığını bilmeme rağmen iş talebinde bulundum. Önce bana, “Herkes kendi ekibiyle geliyor” dedi. Sonra arkasını döndü, “Sadık ben filmi çektim, bitti” dedi. Orada herkes el pençe ama bizim 8 yıl beraber çalışmışlığımız, bir hukukumuz var. Ben aynı şeyleri yapabileceğim duygusuna kapılmış olabilirim. Uzak filminde oyuncu arıyorduk örneğin. Bir sürü seçmenin oyuncu arayışının ardından Muzaffer Özdemir ile rahmetli Mehmet Emin Toprak’ı oynatma kararı aldık. Orada kendisi oynamak istemişti Bilge. “Kameranın arkasına senin gibi birisini bulursan öne geçeceksin” dedim. Karşı geldim. “Senin gibi bir adamı kameranın arkasına koymazsan olmaz” dedim. Sen hangisi olacaksın? Olduğun zaman ne kadar başarılı olacaksın? Bunun da örneğini İklimler’de gördük. Geçti kameranın önüne. Eğer İklimler’de çocuğumla ilgili kararım olmasaydı ve var olmuş olsaydım, oynamak istediğinde ben aynı şeyi bir daha söyleyecektim. Bugün Nuri’ye bunu söyleyecek kişi yok. Belki de Nuri’nin teklifime evet dememesinin nedeni bu.

‘HEP İKİNCİ ADAM OLMAYI TERCİH EDİP, UZUN ÖMÜR İSTEDİM TANRIDAN’

Nuri Bilge Ceylan’la çocukluğumuzdan tanışığız diyebiliyorum. Arkadaşlarım, “Nuri’nin bu kadar başarılı olacağını biliyor muydun?” derler. Ben adım kadar emindim başarılı olacağına. Ancak ben de benim için doğru olanın peşinde koşan bir insanım. Benim yaşadığım, kendi gerçeğim. Zirveye çıkıp orada kalmak önemli, benim öyle bir tercihim yok. Ben hep ikinci adam olmayı tercih edip uzun ömür istedim. Ön planda olunca düşmanın çok olur. O zaman Nuri’ye de onu söyledim. “Sen buna hazır mısın, başarı elde ettiğinde İstiklal’de rahat yürüyemezsin” dediğimde o bunu nasıl algılıyordu bilmiyorum. Şimdi İstiklal’de yürüyemez Nuri. Ama ben elimi kolumu sallayarak yürüyorum. Sen ne kadar ön plana çıkarsan o kadar özgürlüğün gidiyor. 

Önerilen Haberler
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.