Sudan... Suudi-Türk-Pakistan İttifakının İlk Testi ve Savaş Dengelerinin Yeniden Şekillenmesi
Sudan, Mekke Anlaşması’nın siyasi taahhütlerden sahadaki pratik rollere dönüşme kapasitesinin ölçülebileceği ilk alan olabilir.
Sudan, Mekke Anlaşması’nın siyasi taahhütlerden sahadaki pratik rollere dönüşme kapasitesinin ölçülebileceği ilk alan olabilir: Suudi Arabistan finanse ediyor, Türkiye ve Pakistan silah ve tecrübe sağlıyor; Sudan sahası ise bu işbirliğinin sonuçlarını test ediyor.
7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı; böylece anlaşmanın yeni bir siyasi şemsiyeden öteye geçebileceğine dair ilk göstergeler Sudan’da ortaya çıktı. «Le Monde»a göre Sudan, üç ülke arasındaki askeri yakınlaşmanın ilk sahnesi haline geldi; Suudi finansmanının Türk ve Pakistan silahlarıyla birleştiği bir denklemle Sudan ordusunun lehine.
Mekke Anlaşması, üç ülkeden birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını öngörüyor; bunun yanında askeri alanlarda, savunma sanayilerinde, eğitimlerde ve stratejik koordinasyonda işbirliğinin genişletilmesini de kapsıyor. İmzacı ülkeler anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını vurguladı; ancak Sudan, bu ortaklığın üç ülkenin sınırları dışında ilk olası pratik testi konumunda.
«Le Monde», Suudi-Türk-Pakistan işbirliğinin göstergelerinin Sudan’da anlaşmanın imzalanmasından bir yıldan fazla önce başladığını belirtiyor; Riyad’ın Sudan Silahlı Kuvvetleri için Türk İHA’ları ve Pakistan silahlarının alımını finanse ettiğini aktarıyor. Ayrıca 1,5 milyar dolarlık büyük bir Pakistan sözleşmesinden söz ediyor; bu sözleşme savaş uçakları, zırhlı araçlar ve İHA’ları içeriyor.
Çad’da gerçekleşen hava saldırıları bu dönüşümün hassasiyetini ortaya koydu. 22 Ağustos 2026’da Çad Genelkurmay Başkanlığı, Sudan ordusuna veya onunla müttefik güçlere ait olduğu düşünülen uçak ve İHA’ların 20 ve 21 Ağustos’ta Doğu Ennedi bölgesinde, sınırdan 100 kilometreden fazla uzakta yaklaşık 200 araçlık bir konvoyu bombaladığını duyurdu. Sudan ordusu, konvoyun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne takviye taşıdığını söyledi.
Aynı dönemde Washington, Çad topraklarında gerçekleşen saldırıları kınadı; Sudan’a silah akışını kısıtlamaya yönelik daha geniş bir hamleyle birlikte. Güvenlik Konseyi’nde ABD, 2005’ten beri Darfur’a uygulanan silah ambargosunun İHA’lar da dahil olmak üzere tüm Sudan’ı kapsayacak şekilde genişletilmesini önerdi; dışarıdan sağlanan askeri ve mali desteğin savaşı uzattığı ve komşu ülkeleri de içine çekme tehdidi taşıdığı uyarısında bulundu.
Türkiye’ye gelince, dolaylı askeri varlığı daha net görünüyor. «Bayraktar TB2» ve «Akıncı» İHA’ları Sudan ordusunun cephaneliğine girdi; «Washington Post»un Mart 2025’te yayımladığı bir soruşturma, «Baykar» ile Sudan tarafı arasında en az 120 milyon dolarlık işlemler olduğunu ortaya koydu; bunlar İHA’lar, teçhizat ve teknik desteği kapsıyordu.
«Le Monde» daha da ileri giderek Türkiye’yi savaşın başlamasından bu yana Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin başlıca askeri destekçisi olarak tanımlıyor; Türk eğitmenlerin Sudan birlikleriyle çalıştığını belirtiyor. Ankara’nın ise Burhan’la ilişkisine dayanarak gelecekte madencilik ve altyapı alanlarında varlığını güçlendirmeyi hedeflediğini aktarıyor.
Öte yandan Pakistan teçhizatı yavaş yavaş sahada görünmeye başladı. Gazete, Ağustos ayından bu yana Hartum çevresinde Pakistan zırhlı araçlarının görüldüğünü; silahlanma anlaşmasının resmi olarak duyurulmasa da maddi etki bırakmaya başladığını belirtiyor.
Bu dönüşümün önemi, ABD’nin Darfur’a uygulanan silah ambargosunu tüm Sudan’ı kapsayacak şekilde genişletme çabalarıyla artıyor. Mesad Boulos, Güvenlik Konseyi’nde dış mali ve askeri desteğin savaşı beslediğini ve komşu ülkelere yayılma tehdidi oluşturduğunu söyledi. Bu da Sudan’daki savaşın yalnızca ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki iç bir çatışma olmaktan çıkıp, bölgesel yeni bir ağın para, savunma sanayileri ve siyasi nüfuzu sahada güce dönüştürme kapasitesini test ettiği bir alana dönüştüğünü gösteriyor.
Bu, “Mekke Anlaşması”nın Sudan için kurulduğu anlamına gelmiyor; anlaşma Orta Doğu’daki daha geniş güvenlik dönüşümleri bağlamında ortaya çıktı ve üç ülke belirli bir ülkeyi hedef almadığını vurguluyor. Ancak «Le Monde», anlaşmanın İran, İsrail ve yeni bölgesel ittifaklarla bağlantılı hesaplara da yanıt verdiğini düşünüyor.