Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli covit-19 ile mücadele bağlamında gıda arzının arttırılması amacıyla hazineye ait atıl tarım arazilerini, örnek ekilişler için çiftçilerin kullanımına açacaklarını belirterek, "böylece tarım arazilerimizden en etkin bir şekilde çiftçilerimizin yararlanmasını sağlayacağız. Pilot uygulama olarak başlatılan bu çalışmada, ilk etapta 9 milyon 700 bin metrekare alanda ekim yapılacak. Hububat, baklagiller, yağlı tohumlar ve yem bitkileri gibi stratejik ürünlerimizin ekilmesi sağlanacak." demişti.1 Pakdemirli konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Atıl hazine arazisinin olduğu köylerde ikamet eden çiftçilerimize, yapılacak olan puanlama sistemiyle öncelik verilecek. Tüm bu çalışmalarda tarımsal hasılanın artırılması hedeflendiğinden mevcut ekilen alanlardan ziyade atıl tarım arazilerinin üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ekilmedik bir karış tarım toprağı kalmayıncaya kadar çalışmalarımız devam edecek."

İlan edilen bu program ne kadar gerçekçi ve acil? Bu konuda Ziraat Mühendisleri Odası genel başkanı Baki Remzi Suiçmez de bazı uyarılarda bulundu.

2 Bu uyarılardan da yararlanarak konuyu inceleyelim.

Covit-19 hastalığının gıda arzında problem doğurmasından haklı olarak endişe ediliyor. Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı olan Rusya, Nisan’dan Haziran’a kadar tahıl ihracatını sınırlamıştır. Dünyanın en büyük buğday ithalatçısı Mısır, tahıl alımlarını hızlandırmış ve baklagil ihracatını durdurmuştur.3 Hazine arazilerinin tarıma açılması ile ilgili karar da bu bağlamda alınmış görülüyor. Ancak bazı sorunlar var. Metrekare olarak açıklanan bu alan sadece 970 hektardır. Bu kadar bir alanda yapılacak üretim ile gıda arzına katkı sağlanacağı söylenemez. Bu alanın çok az olduğu fark edilmiş olsa gerek ki 2300 hektara çıkarıldığı söylendi. Bu da son derece yetersiz bir miktardır. Türkiye’de ekilen ve dikilen tarım alanın 23,7 milyon hektar, çayır ve mera arazileri ile birlikte toplam tarım alanının da 38,4 milyon hektar olduğunu dikkate alırsak bu alanın yok düzeyinde olduğu söylenebilir.

Buna karşılık Türkiye’de daha önce tarım yapılan ve şimdi ekilmeyen 3,5 milyon hektar tarım arazisinin olduğunu biliyoruz. Yıllardır Türkiye’de çiftçiler ödedikleri girdi maliyetleri ve ellerine geçen ürün fiyatlarından oluşan bir fiyat makası arasında ezilmektedir. Endüstriyel tarım (tarım kimyasallarına, şirket tohumlarına, ağır tarımsal makinelere vb. bağlı tarım sistemi) ile girdi ve gıda şirketlerinin hegemonyası bu durumu doğurmaktadır. Örneğin yıllardır buğday üreticisi çiftçinin kimyasal gübrelere, tarım ilaçlarına, mazota vb. harcadığı para bunların fiyatlarının hızlı artışı nedeniyle, çok yüksek oranlarda artarken, buğdaydan eline geçen fiyat çok yetersiz düzeylerde artmaktadır. Bu nedenle kazanç sağlayamayan çiftçiler bazı tarım topraklarında artık buğday ekmemektedir. Bu diğer birçok ürün için de söylenebilir. Bir iki yıllık süreçte tarımsal üretimi arttırabilecek tek potansiyel bu alanların hiç olmaz ise bir kısmının tarıma tekrar açılmasıdır.

Bu nedenle önümüzdeki bir yıllık bir süreç içinde boş hazine alanlarına bel bağlanamayacağı açıktır. Ziraat Mühendisleri Odasının görüşüne katılarak hareket ve görüşme açılarından kısıtlı olduğumuz şu kriz ortamında hazine arazileri ile ilgili bu kararın ertelenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Buna karşılık ekilmeyen arazilerin tekrar ekilmesi için yapılacaklar bellidir. Var olan tarım politikası ve destekleme politikası gerek çiftçi ve tüketicileri gerekse de çevreyi koruması açısından sorunludur. Ancak bu yazıda bunlara çok fazla değinilmeyecektir. Kısa vadede yapılabilecekler, hatalı da olsa var olan tarım desteklerinin artmasından geçmektedir. Öncelikle destekleme ödemeleri geç ödenmektedir. Henüz 2019 desteklerinin bile yarısından çoğu henüz ödenmemiştir. Bunlar ödenmeli ve 2020 desteklerinin en az yarısı avans olarak ödenmelidir. Desteklemenin hacmi de çok yetersizdir. 2006’da çıkan tarım kanununa göre “bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz”.4 Hâlbuki geçmiş dönem ortalaması olarak ödenen değer bu hedefin ancak yarısı olmuştur. Bu nedenle 2020 yılı için destek geçmiş yıllara göre iki misline çıkarılmalıdır.

Destekleme politikası çok etkili değildir. Destekler dekara, kilo veya litre başına ödemeler şeklinde olmaktadır. Desteklemeler eskiden olduğu gibi çiftçinin eline geçen fiyatı etkileyememektedir. Bu aslında tarım kanununun bir parça zorladığı bir husustur ve güya serbest olduğu varsayılan piyasayı bozmamak üzere bu şekilde tasarlandığı ileri sürülmektedir. Aslında serbest piyasa sadece kâğıt üzerinde vardır. Örneğin Toprak Mahsulleri Ofisinin çok yetersiz fiyat düzeylerinde ve eskiye göre alım noktalarını çok azaltılmış bir şekilde alım yaptığı buğday, arpa piyasasında çiftçi şirketlerin hegemonyasına boyun eğmek zorunda kalmaktadır. Gene aynı şekilde salça fabrikaları domates üreten çiftçi ile bir sözleşme yapmalarına rağmen her durumda kendileri haklı çıkacak şekilde tekelci güçlerini dayatarak fiyatı belirleyebilmektedirler.

Bu nedenlerle yeterli üretim sağlanması isteniyorsa çiftçiye olabildiğince ekim öncesi olmak üzere fiyatların altına düşmeyeceği bir düzey konusunda güvence verilmeli ve bu gerçekleştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki çiftçi ekimden çektiği alanı tekrar ekmesi için kazanç sağlamalıdır. Toprak Mahsulleri Ofisi, Çaykur ve Et ve Süt Kurumu bu amaçla taban fiyat açıklamaları yapmalıdır. Kooperatiflere alım yapabilmeleri için düşük faizlerle kredi verilmelidir. Çiftçinin gelirini büyütebilmek amacıyla tarımda mazottan alınan verginin sıfırlanması düşünülebilir. Yem ve gübrede de vergiler azaltılabilir. Çiftçi borçları yapılandırılmalıdır. Bu ve benzeri destekler üretimden çekilen bu alanların bir kısmında üretimin tekrar başlamasını sağlayabilir.

Covit-19’un getirdiği koşullar yüzünden ürünlerin pazarlamasında sorunlar yaşanmaktadır. Örneğin şu anda limon ve kuru soğanın satışında zorluk çekildiği görülmektedir. Kuru soğanda ihracata izin verilmiştir. Belediyelerin fiyat sorunu yaşayan ürünlerde hızlı alımlar yaparak yoksullara dağıtması bakanlıkça teşvik edilmelidir.

Buraya kadar sözünü ettiklerimiz karşı karşıya kaldığımız covit-19 krizi sürecinde tarımsal üretimde sorun yaşamamak ile ilgilidir. Arttırılmasını önerdiğimiz tarımsal destekler ile ilgili tarım politikası çok sorunludur. Var olan politika çiftçiyi ve tüketiciyi korumamakta, ekolojik sorunları derinleştirmektedir. Sistem tarıma girdi satan ve tarımsal ürünleri işleyen ve pazarlayan şirketlerin lehine işlemektedir. Ancak çok kısa vadede bu politikanın köklü bir şekilde değişmesi olasılığı yoktur. Kısa vadeli amaç üretimi yukarıda tutmaktır. Ancak gerçekte tarımımız çiftçiyi maliyet ve ürün fiyatları makası içinde sıkıştıran bir üretim krizi, bir de ekolojik açıdan sürdürülemez olan diğer bir krizin etkisi altındadır. Çifte kriz söz konusudur. Bu nedenle önerdiklerimizin sadece bu yılı kurtaracak kaçınılmaz bir politika olduğu uzun vadede bu iki krize de bir çare olmadığı unutulmamalıdır.

Uzun vadede endüstriyel tarım sistemi ve güçlü tekellerin kurduğu piyasa sistemi sürdüğü müddetçe çiftçinin, tüketicinin mutluluğu ve çevrenin korunması söz konusu değildir. Agroekolojik tarım ve gıda egemenliğine dayalı bir tarım politikasının oluşturulması zorunludur. Ancak bu konu yazının amacını aşmaktadır.

Ziraat Mühendisleri Odası başkanı Baki Remzi Suiçmez’in de belirttiği gibi hazine arazilerinin tarıma açılmasında başka sorunlar da vardır. Bu topraklardan toprak derinliği az olan ve eğimli olanlarının pulluk altına alınması uzun dönemde erozyonla bu toprakların kaybı ile de sonuçlanabilir. Burada ancak toprak işlemesiz (pulluksuz), agroekolojik ilkelere uygun, çoklu ürün ve ara ürünle yapılacak bir tarım sistemi başarılabilir. Bu konuda yeterli bir bilinç ve deneyim henüz yoktur. Bu nedenle bu toprakların şimdilik hiç dokunulmadan kalması yararlı olacaktır. Mutlaka bir kısmı tarıma açılacaksa topraksız ve az topraklı çiftçilere tahsis edilmelidir. Bu arazilerde örnek çiftçilik yapılacağı gerçeklere pek uymamaktadır. Bu konuda yapılacak acele uygulamalar hiç istenilmeyen sonuçlar da yaratabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.