Tolga Kaan Ateşli
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, Manisa'nın Soma ilçesinde 301 işçinin hayatını kaybettiği maden katliamına ilişkin davada 5 tutuklu sanığa verilen 15 ila 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezalarını yerinde buldu. Ancak 15 yıl hapis cezasına çarptırılan şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan, mahkeme tarafından yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. İstinaf mahkemesi verdiği kararla Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı onamış oldu. Aynı zamanda Gürkan'a yeniden maden işletme yetkisi tahsis edildi.
Şirket patronlarından Can Gürkan'ın serbest bırakılmasına ve maden işletme yetkisinin yeniden tahsis edilmesine Soma katliamında yitirdiğimiz maden işçilerinin ailelerinden, emek örgütlerinden ve siyasi parti temsilcilerinden tepki geldi. Aileler, "Verdikleri cezalar zaten katillere ödül niteliği taşıyor. Verdikleri ödül yetmezmiş gibi bir de serbest bırakıyorlar." ifadelerinde bulundu.
Kararın hukuki niteliğini ve ne anlama geldiğini eski Anayasa Raportörü Ali Rıza Aydın, Avukat Akçay Taşçı ve Birleşik Metal-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Alpaslan Savaş; Yurt'a anlattı.
Ali Rıza Aydın (Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü):
Hukuk ve yargı, Soma’da yaşananlara tıpkı devletin ve patronların baktığı gibi kaza olarak, sıradanlaştırarak baktı. Özelleştirmeden patrona, işletme düzeninden sorumluluğa, güvenlikten ihmallere hep “kaza nasıl oldu” sorusuyla yaklaştı. “Kaza nasıl oldu” sorusu sermaye sınıfının ve düzeninin işçilere bakışının ve sömürünün sorusudur. Suç da ona göre tanımlanır ceza da. Soma davası, sömürenlerin her şeye, her şeye rağmen sömürerek düzenlerini sürdürmesinin, yeniden üretmesinin araçlarından biri olarak sürdü ve buna göre sonuçlandı, sözde sonuçlandı. Soma kaza değil katliamdır, sınıfsal ve seri katliamdır. Sorusu “nasıl” değil, “neden oldu”dur. Davası da ne burjuva devletin hukukuyla ne de onun yargısıyla sonuçlanabilir. Bu davayı ancak işçi sınıfının mücadeleleri ve mahkemeleri sonuçlandıracaktır.
Akçay Taşçı (Avukat):
Soma Katliamı davasında yerel mahkemece verilen karara aileler adına yaptığımız İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nce karara bağlandı. Küçük değişiklikler olmakla birlikte, esas olarak yerel mahkemece verilen karar onandı. Yani istinaf mahkemesi verilen cezaları doğru ve yeterli bulduğunu söyledi. Kararla birlikte tutuklu sanıklardan Soma A.Ş. Yön. Kur. Bşk. Can Gürkan'ın da tahliye edilmesine karar verdi. Yüzlerce klasörlük dosyayı tarafların tartışabilmesi için duruşma açmaya bile gerek duymadı.
Can Gürkan hakkında verilen tahliye kararı açısından beklenmedik bir karar değil. Zira 15 Temmuz sonrası Ceza İnfaz Yasası'nda yapılan değişiklikten Can Gürkan da faydalandı. Can Gürkan 15 yıl hapis cezası almasına rağmen toplamda cezaevinde geçireceği süre 5 yıl 6 ay olacaktı. Katliamın hemen arkasından tutuklanan Can Gürkan 4 yıl 11 aydır tutukluydu. Yani tahliye edilmesine "normal" diyebiliriz.
Ancak asıl rezalet Can Gürkan hakkında verilen "basit taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma" cezasının onanmasıdır. Yerel mahkeme kararının Can Gürkan açısından değerlendirmesinin özeti Can Gürkan'ın şirketin patronu olarak iş güvenliği risklerine bu seviyede vakıf olmasının beklenemeyeceği idi. Biz ise esas olarak maden işletmeciliği gibi riski yüksek bir işin sahibinin bu bilgilere vakıf olmadan bu işi yürütmesinin mümkün olamayacağını iddia etmiştik. Ayrıca, katliamdan hemen sonra kameraların önüne
geçip "buranın asıl patronu benim" diyen, kömürün üretim maliyetini 130 dolardan 28 dolara indirdiklerini gururla anlatan Alp Gürkan hakkında verilen beraat kararı da onandı.
Kararın en sembolik kısımlarından biri ise, sanıklar hakkında yerel mahkeme tarafından verilen verilen maden ocağı işletme faaliyetlerinden yasaklanması kararının kaldırılması oldu. Yani Can Gürkan her an yeni bir ocağın ruhsatını alıp eski hayatına geri dönebilir.
Sonuç olarak tıpkı yerel mahkeme kararı gibi istinaf kararı da Türkiye'de iş cinayetlerine yargının bakış açısını açıkça ortaya koydu. Kararın ilk sayfalarındaki, maden işçilerinin özverili çalışmalarına rağmen ekonomik ve sosyal haklarına erişemediklerine ilişkin tespiti yaptıktan sonra 301 işçinin öldüğü bir davada işverenin "bu sonucu öngörmediğini" kabul etmenin akılla açıklanabilir bir tarafı yoktur.
Alpaslan Savaş (Birleşik Metal-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı):
Son istinaf mahkemesinin kararı, Akhisar’daki Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı onadı. Kararın anlamı şu: 301 madencinin yaşamını yitirdiği iş cinayetinin sorumlusu o maden ocağının sahibi patronları işverenleri değil.
Türkiye’de patronlar suç işlese de işledikleri suça ceza verilmiyor. Can Gürkan sadece serbest bırakılmadı. Aynı zamanda maden işletme yetkisi de yeniden tahsis edildi.
Soma Kömür A.Ş, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından örnek ocak olarak gösteriliyordu. Orada iftarlar, yemekler düzenleniyor; Bakan madenden demeçler veriyordu. Örnek gösterdikleri maden ocağında dahi 301 kişi yaşamını yitirdi. Katliam yaşandıktan sonra dönemin Başbakan’ı Erdoğan, “Kaderdir, fıtrattır” dedi. Soma’da katliama tepki gösteren maden işçileri yerlerde sürüklendiler. Bir müsteşar madencileri teklemedi.
Verilen karar bütün bu tabloya cevaben bu düzen böyledir diyerek Erdoğan’ın sözünü de onayladı. Hukukçular meselenin üzerine daha çok şey ekleyebilir ancak görüyoruz ki bu düzenin adaleti patronları koruyor. Patronlar için iş cinayeti işlemek bir suç değil, Türk adaleti bunu tescil etti.