Battal Özkapıcı
MUHALEFET, İKTİDARA HAZIR OLMAYI DA GEREKTİRİR
Bir siyasi partinin muhalefetteki görevi, iktidarın yanlışlarını göstermek ve yapılan hataları eleştirmektir. Ancak yalnızca eleştirmek, iktidar alternatifi olmak için yeterli değildir. Muhalefet,
ülkeyi nasıl yöneteceğini, sorunları hangi yöntemlerle çözeceğini ve vatandaşın hayatında neleri değiştireceğini de topluma anlatmalıdır.
Türkiye’de muhalefetin en önemli eksikliklerinden biri, eleştirilerini somut bir gelecek planına dönüştürememesidir. Ekonomideki sorunlar, hayat pahalılığı, işsizlik ve adaletsizlik sürekli gündeme getiriliyor. Ancak vatandaşın asıl merak ettiği soru çoğu zaman cevapsız kalıyor: Siz iktidara gelirseniz neyi, nasıl değiştireceksiniz?
Emeklinin maaşı nasıl iyileştirilecek?
Gençlere nasıl iş imkânı sağlanacak? Çiftçi üretimini nasıl sürdürecek? Vergi yükü nasıl daha adil paylaşılacak? Bunlar yalnızca eleştiri konusu değil, çözüm bekleyen temel sorunlardır.
Muhalefet, vaatlerini açıkça ortaya koymalı; bu vaatlerin nasıl ve hangi kaynaklarla gerçekleştirileceğini de anlatmalıdır.
Ancak iyi hazırlanmış bir program tek başına yeterli değildir. O programı hayata geçirecek kadrolar da en az program kadar önemlidir. Seçmen, ülkeyi yönetecek insanların kim olduğunu, hangi bilgiye ve deneyime sahip bulunduğunu bilmek ister. Görev dağılımında liyakat esas alınmalı; kişisel yakınlıklar, siyasi hesaplar ve parti içi grup ilişkileri belirleyici olmamalıdır.
Burada muhalefetin kendi iç işleyişi de önem kazanıyor. Ülkede demokrasi ve adalet isteyen bir siyasi parti, öncelikle kendi içinde bu ilkeleri uygulamalıdır. Aday belirleme süreçleri şeffaf olmalı, farklı görüşlere yer verilmeli ve eleştiri bir tehdit olarak değil, gelişmenin bir aracı olarak görülmelidir.
Kendi içinde demokratik bir düzen kuramayan bir partinin topluma demokrasi vaat etmesi inandırıcı olmaz.
Bir diğer önemli sorun, siyaset ile vatandaş arasındaki mesafedir. Siyasetçiler çoğu zaman Ankara’daki tartışmalara ve günlük siyasi polemiklere yoğunlaşıyor. Oysa vatandaşın sorunları mahallesinde, iş yerinde, tarlasında ve evindedir. Parti örgütleri yalnızca seçim dönemlerinde değil, her zaman sahada olmalıdır. İnsanları dinlemeli, sorunları takip etmeli ve çözüm üretmek için çaba göstermelidir.
Muhalefetin kullandığı dil de en az politikaları kadar önemlidir. Vatandaş uzun ve teknik açıklamalardan çok, kendi hayatında neyin değişeceğini bilmek ister. Bu nedenle siyaset daha sade, açık ve anlaşılır bir dille yapılmalıdır. Sosyal medyada yalnızca kendi seçmenine seslenmek yerine, farklı düşünen kesimlere de ulaşmanın yolları aranmalıdır. Çünkü siyasi başarı, sadece kendi kitlesini ikna etmekle değil, toplumun farklı kesimlerine güven verebilmekle mümkündür.
Elbette medya üzerindeki baskılar ve eşit olmayan siyasi rekabet koşulları muhalefetin işini zorlaştırıyor. Ancak bütün başarısızlıkları bu engellerle açıklamak da doğru değildir. Muhalefet, kendi eksikliklerini ve hatalarını da görmeli, bunları düzeltmek için cesaret göstermelidir. Başkalarını eleştirmek kadar, kendini sorgulayabilmek de siyasi olgunluğun bir gereğidir.Sonuçta iktidar olmak istemekle ülkeyi yönetmeye hazır olmak aynı şey değildir. Bunun için güven veren kadrolara, gerçekçi bir programa, liyakate dayalı bir yönetim anlayışına ve toplumun her kesimini kucaklayan bir siyasi dile ihtiyaç vardır.
Muhalefet, iktidarın yanlışlarını anlatmakla yetinmemeli; kendi doğrularını, kadrolarını, programını ve yönetim anlayışını da açıkça ortaya koymalıdır. Çünkü vatandaş yalnızca mevcut iktidarın değişmesini değil, yerine gelecek yönetimin ülkeyi daha iyi yönetmesini istiyor.
Muhalefetin aşması gereken asıl sınav, iktidarın yanlışlarını anlatmak kadar; ülkeyi daha iyi yönetmeye hazır olduğuna da milleti inandırabilmesidir.