Geçen yazımda milli takımımızın bizleri üzen kötü futbolu ve yenilgilerine ayırmıştık Uzun süredir Avrupa futbol şampiyonası için kampta bulunan milli takımımızın futbolcuları arasındaki koordinasyonsuzluk, futbolcularımızdaki isteksizliğin nedenleri yazılıp çizilmeye başladı.

Bunun birinci sorumlusu teknik direktör, ikinci sorumlusu da takım kaptanıdır. Bu diğer futbolcuların sorumluluğunu eksiltmez veya hafifletmez.

Kamptan sızan bilgiler, futbol yorumcularının değerlendirmeleri, sporcuların verilen primi yetersiz bulmaları sonucu teknik direktöre tavır aldıkları ve tepki olarak oynamadıkları şeklinde. Fatih Terim’in de bu konuyu bildiği ve kendisine tavır alan futbolcular antrenman sahasında iken sahaya yardımcısı kanalı ile direktif verdiği, bu futbolcular ayrıldıktan sonra genç futbolculara taktik vermek için sahaya girdiği gelen bilgiler arasında. Milli takımda neler oluyor? Milli takımdaki ruh eksikliği neden? Milyon dolarlar alan futbolcuların prim eksikliği nedeni ile oynamamaları neden? Reklam reklam koşan milli takım kaptanının göbek bağlaması, performans düşüklüğü, sakat ise teknik direktörün oynatma ısrarı kamuoyunca cevap bekleyen sorular? Bu soruların cevaplarını, benim gibi bir çok kişi merak ediyor. Yanıtlarını bir süre sonra öğreniriz.

Ancak sorunlar ne olursa olsun, futbolcular neye alınırsa alınsın üzerlerine giydikleri Milli formanın hakkını vermek zorundalar. Yetmiş dört milyon insanı temsilen sahaya çıktıklarının bilinci içerisinde oynamaları gerekiyor. Bu bilinç içerisinde oynamazlarsa seyircinin küfürsüz, hakaretsiz protestosu ile karşılaşmaları çok doğal. Centilmenlik sınırları içerisinde alkış kadar protestoda bu oyunun yazılı olmayan kuralı. Futbol tüm dünyada geniş bir toplumsal etkiye sahip olan farklı sosyal grupların takımları bazında birleştiği, ortak tepki verdiği bir spor dalıdır. Futbolun diğer spor dallarından ayrılan kendine özgü bir kültürü bulunmaktadır. Bu kültür onun bireylere kazandırmış olduğu toplumsal kimliklerle bağlantılıdır.

Futbolun taraftarlarıyla, formalarıyla, amblemleriyle, amigolarıyla, sloganlarıyla, şarkılarıyla pek çok alanda oluşturduğu toplumsal algı futbolu maçın başlamasından bitene kadar geçen 90 dakikalık sürede futbol ötesi misyon özelliğine sahip kılar. Milli maçlarda bu misyon daha da ağırlaşır, bilim, felsefe, savaş, politika vb. bir çok etmen maç süresince takımların üzerinde yoğunlaşır. Son yıllarda endüstrinin gelişmesi ile statlara gidemeyenleri maç süresince televizyonların başına sabitleyen, kitlelerin başka bir şey düşünmesinin önüne geçen futbol; birçok sosyal katmanın birleştiği, geniş halk kitlelerince izlenmesi nedeni ile siyasetçilerin de yakın ilgi alanı içerisinde bulunmaktadır.

Alınan başarılı sonuçlardan kendilerine pay çıkaran siyasiler, başarısız olunması durumunda ya agresifleşmekte ya da başarısızlığı kapatacak bahanelere sığınmaktadırlar. Seyirci alkışlamak, takımına moral verici tezahürat yapmak ister, oyuncu umut ettirdiği, beklentilerini boşa çıkardığı,    cebindeki beş liranın bir lirasını maçı izlemek için veren seyircisine hayal kırıklığı yaşatırsa ondan gelecek centilmence tepkilere hazır olmalıdır. Siyasetçilerde aynı değil mi? Halkın taleplerini karşılayamıyorsa sandıkta oy vermeyerek seçmen cezalandırmıyor mu? Sporcu-Seyirci Siyasetçi- Seçmen ilişkisinde; sporcu ve siyasetçi dürüst, çalışkan, ahlaklı olmalı ki seyirci ve seçmen onları takdir etsin.

Not: Milli Takımımıza son maçında başarılar diliyorum.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.