Türkiye’nin Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumak üzere Libya ile Mutabakat Muhtırası imzalaması doğru ve olumlu bir adımdı. Ancak sonuçta bu girişimin İsrail’e yarayacağı ve Türkiye’nin başına yeni gaileler açacağı konusunda çok ciddi kuşkularımız vardı. Zaten daha önce Haçlı Batı ve NATO’yla bir olup Libya’yı harabeye çeviren ve on binlerce masum Müslümanın katledilmesine suç ortaklığı eden Erdoğan iktidarının her girişiminde bir bit yeniği aramak aklın ve vicdanın icabıydı. Türkiye’nin şimdi Libya’da birlik ve bütünlüğü sağlayıcı… Libya’yı yeniden huzur ve refah ortamına hazırlayıcı girişimlerde bulunması gerekirken, oradaki iç savaşa dahil olması elbette yanlıştı ve çok vahim sonuçlara yol açardı. Haksız ve dayanaksız bahanelerle Libya’yı vuran, ardından emperyalist sömürü çarklarını kurarak petrol ve doğalgaz yataklarını paylaşan güçler, bu zulümlerinin devamı için, Libya’daki iç savaşın devamından yanaydı.

Libya Mutabakat Muhtırası İsrail’e gizli hizmet planı olmasındı?

İsrail resmi radyosu; “Türkiye’nin kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya doğalgaz transferi için müzakerelere hazır olduğu yönünde Tel Aviv yönetimine mesaj ilettiğini” yayınlamıştı. Radyonun İbranice ve Arapça internet sitelerinde yer alan haberde, söz konusu mesajın, Türkiye’nin Enerji Bakanlığından üst düzey bir yetkili tarafından İsrail’e iletildiği ve “Türkiye’nin İsrail’de istikrarlı bir hükümet kurularak yeni Enerji Bakanının atanmasını beklediğinin ifade edildiği” vurgulanmıştı. Haberde söz konusu mesajın, İsrail’in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Maslahatgüzar Roey Gilad üzerinden Tel Aviv’e iletildiği aktarılmıştı. İsrail’in en büyük doğalgaz sahası Leviathan ve Tamar’da toplamda yaklaşık 800 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu konuşulmaktaydı. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, bu kaynaklara ek olarak bölgede yaklaşık 2.2 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin daha keşfedilmeyi beklediğini açıklamıştı.

Tayyip Erdoğan İsrail ile gizlice anlaşmış mıydı?

“Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Tümgeneral Cihat Yaycı Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz anlaşmasının mimarı sayılmaktaydı. Sn. Yaycı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kameralar önünde adını vererek taltif ettiği bir insandı. Amiral Cihat Yaycı da Libya ile varılan mutabakatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekçiliği ve cesareti olarak açıklamıştı. İşte bu Cihat Yaycı, artık gayrı resmi iktidar yayın organı olan Hürriyet Gazetesinin önemli yazarlarından Ertuğrul Özkök’e şunları açıklamıştı: “Libya ile yapılan deniz anlaşmasının aynısı, İsrail ile yapılmalıdır!”

Dikkat edin, bu açıklamayı sıradan bir siyasetçi değil, iktidarın sevdiği kurmay bir Amiral, yani geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı yapmıştı. Bu beyanda gaza gelip konuşmak ve yanlış anlaşılmak söz konusu olamazdı. Bu sözler bilerek ve isteyerek kullanılmıştı ve içeriğinde çok önemli bir mesaj taşımaktaydı. Açıkça “İsrail’le tarihi bir anlaşma yapılması ve Akdeniz kaynaklarının birlikte paylaşılması” gerektiği vurgulanmıştı.

Bu mesajı; İsrail nezdinde zemin yoklama ve hazırlama falan sayılamazdı, zira öyle bir şey olsa bunu sorumlu mevkide olan askerler yapmazdı. Lafı uzatmayalım, Amiral Yaycı’nın yaptığı bu sürpriz çıkışın okuması, Türkiye ile İsrail’in gizli anlaşmaya varmasıdır. Öyle olmasa sorumlu bir asker spekülasyonlara kendini niye malzeme yapsındı? Belli ki Amiral Cihat Yaycı, sorumlu mevkide olan bir asker olarak kendine verilen görevi aktarmıştı ve kamuoyuna İsrail ile yapılacak anlaşmayı haber vermiş olmaktaydı. Ankara’nın öbür yakasında bomba gelişme olarak yorumlanan bu yeni durum, Türkiye’de Saray’ın ve Tayyip Erdoğan’ın aldığı yeni pozisyonu ortaya koymaktaydı. Trump ve Siyonist damadı Krushner aracılığıyla İsrail ile yeni bir sayfa açmak ve İran’ın vurulmasına dolaylı destek sağlamak, Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’deki kıytırık İslamcı kamuoyu nezdinde zora sokmazdı. Lakin Rusya buna ne derdi? İşte onu bekleyip görmek lazımdı. Belli ki Erdoğan, iktidarını sürdürme adına yılana bile sarılmaya artık kendini mecbur ve mahkûm görüyorlardı!”[1]

Siyonist ve emperyalist odaklarca tasarlanan iç savaş ve işgal projeleriyle İslam coğrafyasında kargaşa ve istikrarsızlık her geçen gün daha da artarken, Siyonist terör şebekesi İsrail ise İslam aleminin tam ortasında tarihinin en güvenli dönemini yaşamaktaydı. Müslüman coğrafyadaki parçalanmışlıktan, mezhep ve etnik ayrılıkların kızıştırılmasından faydalanan işgalci İsrail, bölgede tehditkâr tavrını sürekli arttırmaktaydı. 7 Ocak 2020 tarihli kabine toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “İsrail’i nükleer bir güce dönüştürdüklerini” söyleyerek, bütün bölge ülkelerine tehditler savurmuşlardı.

NATO fiilen İslam coğrafyasını işgale hazırdı!

ABD Başkanı Trump, İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve NATO’nun Müslüman coğrafyasında daha etkili olması çağrısı yapmıştı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise işgalci ittifakın Ortadoğu’da “daha fazla rol” üstlenebileceği konusunda mutabık kalındığını açıklamıştı.

NATO’nun DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Komisyonu’nun bir üyesi olduğu hatırlatılan açıklamada, Irak’ta ve Afganistan’daki misyonları ile uluslararası terörizmle mücadeleye kilit katkı sunduğu vurgulanmıştı. Trump, düzenlediği basın toplantısında İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve “NATO’nun bundan sonraki süreçte Ortadoğu’ya daha fazla müdahil olmasını isteyeceği” ifadesini kullanmıştı.

Siyonist ve emperyalist odaklar Müslümanlara neden sponsorluk yapmaktaydı.

Katar’da düzenlenen 19. Doha Forum’a, Yahudi-emperyalist sponsorlar damga vurmuşlardı. Müslüman bir ülkenin düzenlediği forumun stratejik ortakları olarak açıklanan Chatham House; içerik ortakları olan Brookings Enstitüsü, McCain Enstitüsü, RAND Corporation ve Roscongress Vakfı dikkatlerden kaçmamıştı. Kirli ve karanlık geçmişlere sahip olan bu kuruluşların, İslam coğrafyasındaki operasyonlarda aktif rol üstlenmesi asla hayra yorulamazdı. Kendisini, yenilikçi ve eylem odaklı ağlar oluşturmak ve politik liderleri diyalog için bir araya getiren küresel bir platform olarak tanıtan Doha Forum, bu yıl 19. oturumlarını yapmışlardı. 2000 yılında kurulan Doha Forum, bu yıl ‘trendler ve teknoloji’, ‘ticaret ve yatırım’, ‘insan sermayesi ve eşitsizlik’, ‘güvenlik, siber yönetim ve savunma’, ‘uluslararası örgütler’, ‘sivil toplum ve devlet dışı aktörler’ ve ‘kültür ve kimlik’ konularını ele almak üzere toplanmıştı.

Türkiye’den ve dünyadan üst düzey isimler katılmıştı!

Türkiye’ye yönelik skandal açıklamalarıyla gündeme gelen ABD’li Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham da forumda yer aldı. Türkiye’den ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın katılmıştı. Ayrıca El Salvador, Ruanda, Ermenistan, Ekvador Cumhurbaşkanları ve Somali, Libya, Malezya başbakanları da katılımcılar arasındaydı. Karanlık Masa Forumun stratejik ortaklarından İngiltere merkezli Chatham House, bir diğer adı “Karanlık Masa” olan kuruluş, özellikle Afganistan ve Ortadoğu’da yaşananların tasarlandığı yer olarak tanınmıştı. İngiltere’nin Yahudi Lobisi ve Derin Devleti olarak da bilinen Chatham House, temelinde Siyonizm’in “Tek Dünya Devleti” tasarımının olduğu “Küresel Kraliyet” projesinin yürütücülerinin başındaydı.

Türkiye Akdeniz’deki bütün haklarına elbette sahip çıkmalıydı!

Türkiye’nin Akdeniz'de doğalgaz ve petrol aramalarını uluslararası engellemelere rağmen devam ettirmesi lazımdı. Türkiye; sondaj gemileri ile Akdeniz'deki arama faaliyetlerine devam ederken, Libya ile de kritik bir anlaşma yapmıştı. Bu anlaşma ile Akdeniz'deki arama faaliyetlerinde denetimi eline alan Türkiye, Yunanistan öncülüğünde tüm Avrupa ülkelerini karşısına almıştı. Bilindiği gibi Türkiye doğalgaz ve petrol aramaktaydı. Ama aslında asıl mevzu Akdeniz'de tespit edilen “Gaz Hidrat” yataklarıydı. Yani Doğu Akdeniz'deki mesele sadece olduğu varsayılan 3,5 trilyon m3 doğalgaz ve 2 milyar varil petrol sanılmamalıydı. Gerçi bunlar bile 1 trilyon $ PF’na denk geliyordu. Oysa D. Akdeniz'de asıl GAZ HİDRAT vardı ve 1 birim gaz hidrat 30 birim doğalgaza eşit sayılmaktaydı.

 

[1] Sabahattin Önkibar, Odatv.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Veysel 2020-01-25 21:40:46

Ne ilginç ki ülkemizde ve bölgemizde kurulan her oyun İsrail'e yarayacak şekilde organize ediliyor. Daha ilginç olanı ise oyuncuların İsrail düşmanı-muhalifi havası atmaları.. Dış politika dahisi havası atanların figürandan farksız olmaları ise işin gerçek olan tarafı!!

Avatar
Nadir 2020-01-26 00:37:47

Bu siyonistler, İslam âlemini dininden uzaklaştırarak ve bölüp parçalayarak kolay lokma haline getirip yutmak istiyorlar. Erbakan Hocamız her daim bunu hatırlatmıştır. Şimdi işbirlikçi akepe iktidarı “Ben mi, ben hiç siyonizme hizmet eder miyim?” marşını söyleye söyleye siyonistlere askerlik yapıyor.

Avatar
Cengiz 2020-01-26 00:16:18

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!.. Ortadoğu'daki gelişmelere BOP Büyük İsrail planlarına katkı sağlayıp sağlamadığına göre bakmak lazım. Bu kapsamda Libya'ya müdehale yapılırken AKP iktidarı bunu destekledi. Biran evvel Bop planı bertaraf edilmelidir! Çünkü bu planda asıl hedef Türkiye!

Avatar
recep 2020-01-26 07:10:17

ahmakların hazırladığı yemek kendi sofralarını değilde akıllıların sofrasını süsler

Avatar
Cengiz Nuhoğlu 2020-01-26 02:13:30

süper bir yazı kaleminize sağlık yazılarınızın devamını bekliyoruz

Avatar
mert şahin 2020-01-26 17:15:40

Çok doyurucu bir makaleydi.Yazarınıza Teşekkürlerimi arz ediyorum.

Avatar
Savaş Güler 2020-01-25 23:33:39

Türkiys çok kritik bir süreçten geçiyor. Yol dar tuzak çok. Bu tuzaklardan ancak Milli düşünenler ülkemizi feraha çıkarabilir

Avatar
Kerem 2020-01-26 17:24:24

İsrail'le birilerinin ticareti hem siyasi hem ekonomik olarak devam ediyor. Türkiye İslam Birliğini kuramazken, İsrail; Arap-İsrail-Türkiye işbirliğini tamamlama yolunda. Daha ne yazılsın...