Abdullah Ağırkan

Abdullah Ağırkan

KADIN BEDENİ VE DİZİLERİN ROLÜ

Marks’a göre  yabancılaşmış insan, yaşamını “insanın özüne” aykırı bir biçimde sürdürmek zorunda kalır. Bu gün artık çürüme -yabancılaşma o denli yoğunki, insan buda mıoldu diyemiyor artık okuduğu, izlediği şeyleri düşününce. TV dizilerinde kadın-erkek rolleri topluma model olarak sunuluyor…

Bu yabancılaşma sürecinin ciddi sonuçları olur…

Kapitalist sistemde yaşadığı yabancılaşmanın gerçekliğine varamayan insan, serbest piyasanın baş döndürücü hızına ayak uydurmaya çalışırken kendini özgür sanır. Özgür insanın da âşık olmaması için bir neden yoktur, o insana göre. Oysa insan bu yanılsamayla modern köleden pek de farklı bir yaşam sürmez aslında.

Söz ettiğimiz “yabancılaşma” kavramı; Marks’ın yabancılaşma teorisinden gelir. Marks’a göre yabancılaşma; “insanın kendi etkinliğinin ürünlerine, içinde yaşadığı doğaya, kendi özel doğasına ve öteki insanlara yabancılaşmasıdır.” İnsan, emeğe yaşamını koyup onun nesnesi durumuna gelir. Artık yaşamı gerçekte kendisinin değildir. Kendi yaşamı olmayan bir insanın karşı bir cinsle ilişkisi de çoğu kez maddi boyuttan öte geçemeyecektir.

Marks’a göre  yabancılaşmış insan, yaşamını “insanın özüne” aykırı bir biçimde sürdürmek zorunda kalır. Bu durumda devrimin anlamını da insanın özüyle uyumlu bir yaşam kurmak diye ifade edebiliriz. Marks “yabancılaşma” kavramını Hegel’den almıştır. Hegel’de yabancılaşma; “kendinin bilincinde olan özgürlüğün, kendi kendine gerçeklik kazandırma yolundaki devinimlerdir.” Bu süreç diyalektikten başka bir şey değildir.

Kapitalist piyasa, “aşk”ı da metalaştırıp doğası gereği insana satmaya çalışır. Reklamlara şöyle bir bakarsak, “aşk”ı gözümüze sokmaya çalıştıklarını görürüz. Her şey aşk olabilir sisteme göre, deterjanınız ne kadar pahalı ve gösterişliyse o kadar harika bir âşık ve mutlu olabiliriz. Aşkın metalaştırılmasına gerçek örnek ise kadın bedenidir. Kadın bedeni –ki genelde çıplak ya da yarı çıplak olarak- her türlü reklam aracı olur. Cinsel açlığı kışkırtmak ve kullanmaktan çekinmez sistem.

Daha da kötüsü bu popüler kültürden yakamızı kurtarmamız gitgide zorlaşıyor. Çünkü yaşadığımız yabancılaşmanın aşılmaması için bizi oyalayacak hep bir şeyleri vardır sistemin. Verilen eğitimin yanı sıra, çoğu zaman sinema, müzik, moda, magazin, TV gibi araçlar devreye girer. Seçenek bu kadar bol olunca seçme şansımız olduğunu sanarak yine “özgürlük” yanılsamasına kapılabiliriz. Oysa durum, tek tip insana dönüşmekten, yani beğenileri, tercihleri, yaşam biçimi standartlaşan kişiler olmaktan başka bir şey değildir. Yaşanan nesneleşme sonucu kitleler halinde aklen sürüleşmeye başlarız.

Aşk, harika bir insanlık halidir. Ruhsal ve bedensel bir heyecanla başlar. İlişkinin başlangıcıdır. Bir yanıyla kimyasal bir yanıyla şiirsel bir olaydır. Aynı biçimde kalamaz. Ancak iki kişi de isterse gelişir ve sağlamlaşır. Elbette yukarıda sözünü ettiğimiz gerçekliklerin ayırdında olan insanlar için. Yoksa ertesi gün “yalnızca arkadaşız” deriz.

Tüm insanlık için, kapitalist sistemden kurtulmadıkça yaşanan “aşk”lar da hep bir şeyler eksik kalacak ya da doya doya yaşanamayacaktır. Kuşkusuz her çağda olduğu gibi günümüzde de insanlar kendilerini kuşatan maddi ve manevi dünyaya başkaldırarak aşklar yaşayacaklardır. Acı çekseler de bunu gerçekleştireceklerdir. Ancak, insan yaşadığı yabancılaşmanın ayırdında olmadığı sürece hep bir boşluğa düşecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar