Battal Özkapıcı

Battal Özkapıcı

Faiz indirim teorisi başka, Türkiye gerçeği başka

Merkez Bankası’nın 300 baz puanlık faiz indiriminin ardından şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Bu
karar ekonomiyi nasıl etkileyecek?


İktisat teorisinde cevap oldukça basit. Faiz düşer, kredi kullanmanın maliyeti azalır. İnsanlar daha
fazla kredi kullanır, tüketim artar. Şirketler daha uygun maliyetle yatırım yapar. Böylece iç talep ve
ekonomik faaliyet canlanır.


Fakat Türkiye’de bu mekanizma her zaman teorideki kadar doğrusal çalışmıyor.


Çünkü faiz sadece kredi maliyetini belirlemiyor. Aynı zamanda insanların tasarruf kararlarını da
etkiliyor. Mevduat faizi düştüğünde vatandaşın “Paramı bankada tutmanın getirisi azalıyor” diye
düşünmesi oldukça doğal. Bu durumda para başka alanlara yönelebiliyor: Döviz, altın, konut, otomobil
veya borsa…


Dolayısıyla faiz indiriminin Türkiye’de iki farklı etkisi ortaya çıkabilir:


Bir tarafta klasik iktisat teorisi gereği faiz düşecek, kredi ucuzlayacak, tüketim ve yatırım
harcamaları artacak;


Diğer tarafta ise beklenti kanalı devreye girebilir; buna göre de faiz düşecek, TL’nin getirisi
azalacak, tasarruf sahibi alternatif yatırım araçlarına yönelecek...


Asıl mesele de bu iki etkinin hangisinin daha güçlü olacağı.


Örneğin vatandaş faizlerin önümüzdeki dönemde daha da düşeceğini düşünürse, parasını bugünkü
mevduat faizinde tutmak yerine bir ev, otomobil veya altın almayı tercih edebilir. Çünkü “Bugün
almazsam yarın daha pahalı olabilir” düşüncesi devreye girer.


Şirketler açısından da benzer bir durum söz konusu. Kredi maliyetlerinin daha da düşeceği beklentisi,
firmaların yatırım veya stok kararlarını öne çekmesine neden olabilir. Bu da ekonomik aktiviteyi
destekler.


Ancak burada başka bir risk ortaya çıkar: Talebin üretimden daha hızlı artması.


İnsanlar daha fazla harcamaya başlar, şirketler daha fazla yatırım ve stok yapar, varlıklara olan talep
yükselirse ekonomi canlanabilir. Fakat üretim bu talebe aynı hızda cevap veremezse, sonuç yeniden
fiyat artışları ve enflasyon baskısı olabilir.


Üstelik politika faizindeki düşüşün kredi faizlerine aynı ölçüde ve hemen yansıması da garanti değil.
Bankaların kredi verme iştahı, kredi büyümesine yönelik düzenlemeler ve piyasanın risk algısı, faiz
indiriminin ekonomiye ne kadar aktarılacağını belirleyecek.


Bu nedenle 300 baz puanlık indirime yalnızca “faiz düştü” diye bakmak doğru olmaz.


Asıl önemli olan, piyasanın bu indirimi nasıl yorumladığı ve paranın bundan sonra nereye
yöneldiğidir.


Eğer faiz indirimi güvenli ve kontrollü bir normalleşme olarak algılanırsa yatırımları ve ekonomik
aktiviteyi destekleyebilir. Ancak “faizler daha da düşecek” beklentisiyle tasarruflar hızla döviz, altın,
konut veya diğer varlıklara yönelirse, aynı karar enflasyon ve finansal istikrar açısından yeni baskılar
da yaratabilir.


Kısacası iktisat teorisi bize faiz indiriminin hangi kanallardan ekonomiyi canlandıracağını anlatır.
Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ise bu kanalların hangisinin daha güçlü çalışacağını belirler.

 

Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece faizi değil; krediyi, mevduatı, dövizi, altını, konut ve
otomobil talebini ve en önemlisi enflasyon beklentilerini birlikte izlemek gerekiyor.

Çünkü 300 baz puanlık indirimin gerçek etkisini belirleyecek olan, kararın kendisinden çok
ekonomide nasıl bir davranış değişikliği yaratacağıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar