Bir Dost
Bugün Siz ile beraber, Biraz _Hiciv_ yapalım..
Ünlü bir Şair
Ve
Hekim de olan Şeyhî’nin,
15.yüzyılda kaleme aldığı,
Türk edebiyatının ilk fabl örneği
Ve
Hiciv mesnevisi olan,
_Harnâme_ eseriyle,
Bu hicvi irdeleyelim..
Beytin Orijinal Osmanlıca'sını
Ve
Günümüz Türkçesi ile anlamını,
Becerebildiğim kadarıyla,
Aşağıya nakşediyorum..
Bir eşek var idi,
Za'îf ü nizâr,
Yük elinden,
Katı şikeste vü zâr
♡
Zayıf, çelimsiz bir eşek vardı;
Çektiği ağır yüklerden dolayı,
Beli bükülmüştü,
Ezilmişti
Ve
İnliyordu..
Gâh odunda vü
Gâh suda idi,
Dün ü gün kahr ile,
Büküde idi
♡
Bazen odunda,
Bazen suda çalıştırılırdı;
Gece gündüz kahır
Ve
Eziyet içinde,
İki büklüm olmuştu..
Dudağı çatlamış u,
Arkası yâ,
Yarasına sinek ü,
Büğe bela
♡
Susuzluktan dudağı çatlamış,
Yükten arkası yara içindeydi;
Yaralarına üşüşen sinekler
Ve
Büvelekler (atsinekleri) tam bir belaydı..
Arkasından alınsa pâlânı,
Sanki it artığıydı kalanı
♡
Sırtından semeri alındığında,
Geriye kalan vücudu,
Sanki köpeklerden arta kalmış,
Bir kemik yığını gibiydi..
Bir gün ıssı kıldı mürüvvet,
İtdi kerem,
Re’fete geldi,
♡
Bir gün sahibi insafa gelip, acıdı;
Eşeğin yükünü indirdi
Ve
Onu dinlenmesi için,
Otlağa saldı..
Yürüdü otlaya-otlaya eşek,
Gördü bir yerde,
Otlu bir meşek
♡
Eşek otlaya-otlaya yürüdü
Ve
Bir yerde yemyeşil,
Gür otlarla dolu bir mera gördü..
Öküzler yürür içinde semiz,
Karnı bende vü,
Kuyruğu tım-tız
♡
İçeride karınları tok,
Sırtları pek,
Kuyrukları dik
Ve
Capcanlı semiz öküzler yürüyordu..
Boynuzları var,
Ulu-ulu,
Her birinin içi,
Yağ u et dolu
♡
Kocaman, ulu boynuzları vardı;
Her birinin içi et
Ve
Yağ ile dolup taşmıştı..
Kendi kendine eyledi seyran,
Kaldı hayran u,
Eyledi efgan
♡
Onları kendi kendine izleyen eşek,
Hayranlık içinde kaldı
Ve
İnlemeye başladı..
Dedi: "Bunlar cihanda can değil mi?
Ya bu hak kullarına han değil mi?"
♡
Dedi ki:
"Bunlar bu Dünya'da can taşımıyor mu?
Ya da bu yaratılanlar,
Tanrı'nın kulları arasında,
Birer bey,
Veya da
Han mıdır?"
Biz niçin böyle,
Aç u çıplağız?
Yük elinden niçin ufacığız?
♡
Biz niye böyle aç
Ve
Çıplağız?
Çektiğimiz ağır yükler yüzünden,
Neden minicik,
Çelimsiz kalmışız?
Arpa unundan olsa bir yalımız,
Arşa yetecek idi yalımız
♡
Eğer bizim de önümüze arpa unundan yapılmış bir yal (yiyecek) konsaydı,
Kuyruğumuzun dikliği,
Göklere (Arş'a) ulaşırdı..
Var idi bir ulu eşek pîri,
İşitmişti bu kıssayı biri
♡
Orada bulunan yaşlı
Ve
Bilge bir eşek,
Bizimkinin bu kendi kendine söylenmesini işitti..
Dedi:
"Ey hâm-tıynet ü ahmak,
Ne revadır bu yolda laf urmak?"
♡
Dedi ki:
"Ey ham yaradılışlı ahmak,
Bu şekilde (isyan ederek) konuşmak,
Sana yakışır mı?"
Öküzün rızkını Huda artırır,
Çift sürer,
Arpa u buğday getirir
♡
Allah öküzün rızkını bol verir;
Çünkü o tarlada çift sürer,
İnsanların yemesi için arpa
Ve
Buğday üretir..
Gece gündüz çalışır,
Emek eyler,
Sana bu semizliği gerek eyler
♡
Gece gündüz durmadan emek harcar;
Onun bu çalışması,
O gördüğün semizliği,
Ona hak ettirir..
Bu sözü işitip o nâ-nâmdâr,
Dedi: "Gideyim,
Ben de olayım kârdâr"
♡
Bu sözü duyan bizim meşhur olmayan,
Zavallı eşek dedi ki:
"O zaman ben de gideyim,
İş güç sahibi olayım,
Tarlada çalışayım."
Yürüdü, girdi bir ekin yerine,
Dokundu biçilmiş ekinlerin birine
♡
Yürüdü
Ve
Ekili bir tarlaya daldı;
Orada toplanmış,
Biçilmiş ekinlerin içine girdi.
Gâh yedi vü,
Gâh ayakladı,
Ekin sahibini hiç saymadı
♡
Ekinleri kah yedi,
Kah ayakları altında çiğneyip ezdi;
Tarla sahibini hiç hesaba katmadı..
Çıktı nâgah ekinin ıssı katı,
Elinde ağaç,
Yüreğinde katı
♡
Birdenbire ekinin sahibi çıkageldi;
Elinde kalın bir sopa,
Yüreğinde büyük bir öfke vardı..
Gördü ekinini it gibi yenmiş,
Yüreği yandı,
Ciğeri delenmiş
♡
Ekininin köpekler gibi hırpalanıp mahvedildiğini görünce
İçi yandı,
Ciğeri delindi..
Ağaç ile eşeği öyle vurdu,
Ki kemikleri hep kırıldı durdu
♡
Elindeki sopayla eşeğe öyle bir girişti ki,
Zavallının kemikleri,
Birer-birer kırıldı..
Kesti kulağını u,
Kuyruğunu,
Bıraktı,
Unuttu buyruğunu
♡
Hırsını alamayıp eşeğin kulaklarını
Ve
Kuyruğunu kesti;
Onu orada öylece (perişan halde) bırakıp gitti..
Kaçtı eşek acı can canına,
Ağlayı ağlayı pîrin yanına
♡
Eşek can havliyle
Ve
Acıyla oradan kaçtı;
Ağlaya-ağlaya o bilge yaşlı eşeğin,
Yanına döndü.
Dedi: "Hani o ulu boynuzlarım?
Gitmiş kulağım u,
Kuyruğum,
Sızlarım!"
♡
Dedi ki: "Hani nerede benim o heves ettiğim ulu boynuzlarım?
Boynuz şöyle dursun,
Kulağım da gitti,
Kuyruğum da,
Her yerim sızlıyor,
Perişanım!"
Pîr dedi:
"Budur ceza sana layık,
Haddini bilmeyen kula ey fâık!"
♡
Bilge eşek dedi ki:
"Ey üstünlük taslayan
Haddini bilmeyen kula,
Layık olan ceza,
Tam olarak budur!"
Boynuz ummuştun,
Kulaktan oldun,
Kendi aslından u,
Neslinden oldun
♡
Sen öküzler gibi boynuz umuyordun ama,
Elindeki kulaktan da oldun;
Kendi doğana
Ve
Sahip olduklarına da yabancılaştın..
Bu ünlü hiciv şiirini yazan,
Şeyhi;
Aslında dönemin ünlü bir hekimidir.
Osmanlı Sultanı,
Çelebi Mehmed’i,
Tedavi edip iyileştirince,
Ödül olarak kendisine 'Dokuzlu köyü',
Tımar (toprak geliri) olarak verilir..
Şeyhî, köye yerleşmeye giderken,
Toprağın eski sahipleri (eşkıyalar/köylüler)
Tarafından önü kesilir,
Dövülür
Ve
Malları elinden alınır..
Şeyhî bu olayı
Ve
Uğradığı haksızlığı,
Doğrudan padişaha şikayet etmek yerine,
Bu dâhice fablı yazarak,
Durumunu sembolik bir dille arz eder..
Zayıf Eşek (Şeyhî):
Kendi halinde,
Yoksul ama kanaatkâr olması gerekirken,
Hak etmediği
Veya da
Taşıyamayacağı bir rütbeye,
Mülke (Dokuzlu köyüne)
Heves eden,
Şeyhî’nin kendisidir..
Öküzler ise;
Saray Bürokrasisi,
Devlet Adamları;
Devlete hizmet eden,
Getirip-götüren
Ve
Bu yüzden de refah ile,
Zenginlik içinde (semiz ve boynuzlu)
Yaşayan saray eşrafıdır..
Ekin Sahibi ise;
Şeyhî'yi döven
Ve
Köyü ona yar etmeyen,
Eski toprak sahipleri
Veya
Hayatın sert gerçekleri gibi olanlardır..
Bu şiir,
Klasik Türk edebiyatında hiciv (satir),
Fabl türünün ilk
Ve
En başarılı örneğidir..
Şair, kusursuz bir "kıssadan hisse" mantığı kurmuştur.
Günümüzdeki;
"Dimyat'a pirince giderken,
Evdeki bulgurdan olmak"
Deyiminin,
15.yüzyıldaki,
Edebî yansımasıdır..
Şeyhî’nin bu dâhice eseri duyularak,
Hem halk içinde,
Hem de sarayda da yankı bulmuş
Ve
Amacına tam anlamıyla ulaşmıştır..
Sultan Çelebi Mehmed, Harnâme’yi okuduğunda,
Hem şairin uğradığı haksızlığa çok üzülmüş
Ve
Hem de karşılaştığı bu muazzam edebî zekâya,
Mizaha
Ve
Hiciv yeteneğine,
Hayran kalmıştır..
Olayın sonu,
Şair Şeyhî için,
Şöyle gelişmiştir:
Padişah derhal emir vererek,
Şeyhî’ye saldıranların cezalandırılmasını sağlamış
Ve
Dokuzlu köyünün tımarını (gelirini)
Daha güvenli bir şekilde,
Şaire iade etmiştir..
Bu olaydan sonra,
Şeyhî’nin hem bir hekim
Ve
Hem de bir şair olarak,
Saraydaki itibarı daha da artmıştır.
Padişahın yakın çevresinde yer almaya devam etmiştir..
Şeyhî, uğradığı bir haksızlığı,
Kaba bir şikayet dilekçesi yerine,
Kendini de eleştiren,
Özeleştirisel bir sanat eserine dönüştürerek,
Türk edebiyatının en zeki,
Diplomatik hamlelerinden birine imza atmıştır..
Şeyhî, hikayedeki,
"Eşek" gibi hırsının kurbanı olmamış;
Aksine,
Aklını
Ve
Sanatını,
Kullanarak hakkı olanı,
Zarafetle geri almayı başarmıştır..
[Fabl:
Kahramanları genellikle hayvan,
Bitki
Veya
Cansız varlıklardan seçilen,
İnsanların başından geçebilecek olayları,
Bu varlıklar arasında göstererek,
Sonunda okuyucuya bir ahlak dersi veren,
(öğüt / kıssadan hisse)
Kısa edebî türdür..]
♡
Hırs bürürse gözünü,
Yönünü şaşar edersin,
Küçücük bir lokmaya,
Koca ömür feda edilir,
Tedbiri elden koyup,
Kapılma hiç şehvete,
Uçurumun kenarında,
Ansızın feryat edersin..
*
Gün kanaatkâr ola????