Bir Dost
Osmanlı Padişahı Ve Fransa Kraliçesinin Yasak Aşkı

1867 yazıydı.
Bir Osmanlı padişahı,
İlk kez sefer haricinde,
Yabancı bir ülke toprağına ayak basıyordu.
Fransa İmparatoru III. Napolyon'un davetini kabul ederek Paris'te düzenlenen milletlerarası serginin açılışına katılmak üzere;
Fransa'ya gelen Osmanlı padişahı Abdülaziz,
Paris Garı'nda bizzat İmparator tarafından görkemli bir törenle karşılandı.
Sonra birlikte Tuileries Sarayı'na geçildi..
Saraya vardıklarında, Napolyon'un eşi İmparatoriçe Eugénie,
Merdivenlerin başında, Abdülaziz ve Osmanlı kafilesini karşılamak üzere bekliyordu..
İmparatoriçe;
Şık kıyafeti,
Asaleti,
Omuzlarına dökülen sarı saçları
Ve
Yeşil gözleriyle,
Adeta göz kamaştırıyordu..
Küçüklüğünden beri sporla,
Özellikle güreşle ilgilenen Sultan Abdülaziz ise;
Heybetiyle herkesin dikkatini çekiyordu..
İmparatoriçe, padişahın koluna girerek,
Onu kabul salonuna kadar götürdü
Ve
Söylenenlere göre,
O akşam yemek boyunca,
Gözlerini birbirlerinden alamadılar..
İmparatoriçe Eugénie,
Daha ilk bakışta Sultan Abdülaziz'in aklını başından almıştı.
Yazılanlara göre,
Padişah 11 gün kaldığı Paris'te başka hiçbir şeyle ilgilenmemiş,
Aklı, fikri Eugénie'de kalmıştı..
Osmanlı heyetindekiler de bu durumu fark etmişlerdi ama çok da yapabileceklwri bir şeyleri yoktu.
Sonunda ayrılık vakti gelip çattı.
Padişah, gezinin sonraki durağı olan,
Londra'ya geçmek için vapura binerken,
İmparator Napolyon
Ve
İmparatoriçe de onu uğurlamaya gelmişlerdi.
Anlatılanlara göre Eugénie,
Kederinden dokunsalar ağlayacak gibiydi..
Gerçek adı;
"Eugénie Maria de Montijo de Guzman"
Olan İmparatoriçe Eugénie, 1826 yılında İspanya'nın Granada şehrinde doğmuştu.
Soylu bir İspanyol ailesinden geliyordu
Ve
Teba kontesi olarak anılıyordu..
1834 yılında annesi ve kardeşleriyle birlikte geldikleri Paris'te iyi bir eğitim gördü.
20'li yaşlara geldiğinde dillere destan güzelliği yüzünden,
Peşinde sayısız hayranı olan dönemin en ünlü kadınlarından biri haline geldi..
O yıllarda İkinci Cumhuriyet'in Cumhurbaşkanı olan Prens Louis Napolyon tarafından, 12 Nisan 1849'da Élysée Sarayı'nda verilen bir resepsiyonda ilk kez geleceğin imparatoru
Ve
Müstakbel kocasıyla tanışma fırsatı bulmuştu..
Napolyon, Eugénie'yi görür görmez aşık olmuştu
Ve
Tertiplediği bir darbeyle, Cumhuriyeti yıkıp İmparator olduktan hemen sonra,
29 Ocak 1853'te,
Resmi bir törenle evlendiler. Eugénie artık Fransa İmparatoriçesi olmuştu..
Fransa'da, bir daha görüşmemek üzere,
Buruk bir şekilde ayrılan bu iki önemli ismin yolları,
İki yıl sonra bir daha kesişti..
İmparatoriçe Eugénie, Süveyş Kanalı'nın açılış törenine davetliydi
Ve
İmparatorluğun özel gemisiyle Mısır'a gitmeden önce,
Ne hikmetse,
İstanbul'a uğramaya karar verdi..
Bu ziyaret, Sultan Abdülaziz'i çok heyecanlandırmıştı. Değerli misafiri için hemen Beylerbeyi Sarayı'nda hazırlattığı ziyaret programının her ayrıntısıyla bizzat kendisi ilgilendi..
İmparatoriçe'yi daha karaya ayak basmadan saltanat kayığı ile denizde karşıladı ve
Şerefine 101 pare top atışı yaptırarak onurlandırdı..
Karaya çıktıklarında ise;
İmparatoriçe'yi birbirinden kıymetli hediyeler bekliyordu.
İmparatoriçe de Sultan Abdülaziz'e özel olarak hazırlattığı altın yaldızlı ve değerli taşlarla süslü bir çerçevede kendi resmini hediye olarak getirmişti..
Sultan Abdülaziz,
13 Ekim - 20 Ekim tarihleri arasında,
Bir hafta boyunca İstanbul'da kalan ve gönlünce İstanbul'u gezen İmparatoriçe ile çok yakından ilgilendi.
Onuruna çeşitli etkinlikler düzenlendi ve muhteşem ziyafetler verildi..
Ancak İmparatoriçe'nin ziyaretinin son günlerinde İstanbul bir dedikoduyla çalkalandı.
Güya 17 Ekim gecesi Sultan Abdülaziz, İmparatoriçe'nin nedimeleri veya hizmetçilerini bir bahaneyle yanından uzaklaştırmış, Beylerbeyi Sarayı'ndaki tüm görevlilere de izin vermiş..
Gece yarısı Dolmabahçe'den saltanat kayığına binip, Beylerbeyi'ne geçerek gün ağarıncaya kadar Eugénie ile birlikte vakit geçirmişlerdi. Padişahın sabaha karşı kendi sarayına yorgun olarak döndüğü ve cuma selamlığına kadar uyandırılmaması gerektiği
şeklinde,
Emir verdiği de bilinmektedir..
Söylentiler o kadar artmıştı ki,
Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan,
Ertesi gün haremi ziyarete gelen Eugénie'ye,
"Senin kocan yok mu, memleketine gitsene,"
Diye bağırmış ve hatta Fransız kaynaklarının yazdığına göre,
Bir de tokat atmıştı..
Nihayet İmparatoriçe'nin ziyareti sona erdi ve Eugénie, 20 Ekim günü İstanbul'dan Mısır'a gitmek için mutlu ve memnun bir şekilde ayrıldı.
Fakat bu ziyaret de,
Yaşanan çok özel anlar,
Yıllarca bir söylenti olarak dilden dile aktarıldı..
Hatta, Tarihçi Murat Bardakçı bile bu konuyla ilgili iki yazı kaleme aldı. Ancak dedikodu olarak nitelendirilen bu söylentilerin gerçekliği ve detayları,
İspanyol Cervantes Enstitüsü Müdürü Pablo Martin Asuero'nun yazdığı;
"Mavi Sütunlu Saray"
Adlı kitapta ortaya kondu..
Yayınlanan kitapta, bu aşk hikayesi ve 17 Ekim gecesi,
Yaşananlar doğrulandı ve tarih sayfalarındaki buna dair soru işaretleri tamamen silinmiş oldu..
Ama ne yazık ki bu hikaye mutlu sonla bitmedi.
Sultan Abdülaziz ve İmparatoriçe bir daha görüşemedikleri gibi,
Yüzleri de hiç gülmedi..
İmparatoriçe Eugénie,
Önce tahtan indirilen kocası III. Napolyon ile birlikte İngiltere'ye sürgüne gönderildi.
Ardından önce kocasını, sonra da savaşta tek oğlunu kaybetti.
Hikayenin İstanbul tarafında ise;
Sultan Abdülaziz önce tahtan indirildi,
Sonra da katledildi..
İmparatoriçe Eugénie, yaşadığı güzel anıları hatırlamak amacıyla olsa gerek,
İlkinin üzerinden 42 yıl geçtikten sonra,
1911 yılında İstanbul'u bir kez daha ziyaret etti
Ve
85 yaşında yeniden Beylerbeyi Sarayı'na konuk oldu..
Dönemin padişahı Sultan Reşat ile görüşmesinde,
42 yıl önce küçük bir çocukken görmüş olduğu Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzettin Efendi'yi,
Görmek istediğini söyledi..
Bu talep belki de eski bir aşka tamamen veda etme anlamını taşıyordu.
Bu ziyaretinden dokuz yıl sonra,
1920 yılında,
94 yaşında hayatını kaybetti
Ve
İspanya'ya, kocası ve de oğlunun yanına defnedildi..
Tarih;
Savaşları,
Barışları
Ve
Anlaşmaları yazar.
Aşk hikayeleriyle pek ilgilenmez.
Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz ile Fransa İmparatoriçesi Eugénie arasında yaşandığı söylenenler,
Resmi kaynaklarda yer almıyor.
Ancak ki,
Aşkın kural tanımadığı gerçeğini de,
Unutmamak gerekir..
☆
Semaya,
Denize
Ve
Dağlara,
Efkârlarımla dönüyorum..
Kaybettiğim ruhumun,
Eski rengini ararken,
Kalbime karlardan tipi doluyor,
Yaz sıcağı eseni ısıtıyor..
Gönül yapraklarım döküldü,
Soluksuzlaşıyor atmosfer,
Buzullaşan yüreğim,
Bahar sonrası yaz diyor..
Yanlışlarımın insafına tutunup,
Sendeleyerek yürürken,
Hâyâl enkazına vardım,
Umutsuzluk viranesinde,
Kıvranarak can verdim..
*
Güzel bir gün umuduyla????