Ebu Nasr el-Fârâbî;

“İlim, insana kendi haddini bildirir”
 
 Diye söylemiştir..

Okumanın hikmeti,
Yalnızca bilgiyle dolmak değildir; 

Bilginin kemâle,
Kemâlin ise, 
Tevâzûya inkılâb etmesidir..

Bir gün, 
Ünlü mütefekkir,
Ebû Hayyân-ı Teftezânî’ye sordular;

—“Bu kadar kitap okudun da ne buldun?”

Dedi ki;
—“Kendimi tanımanın zorluğunu..”

Yani okumak, 
Evvelâ kendimizi tanımaya, 
sonra cihânı, 
İdrâke vesîledir..

Kendini bilmeyen, 
Ne kitapta hikmet bulur 
Ve
Ne de hayatta hakikat..
 
Bana göre ise,
Okumak; 

Yalnızca kitaplara mahkûm olmak değildir ki; 

Bir çiçek hali, 

Bir taş hali, 

Bir yüz hali,

Ve

Bir hâl hali dahi,

Okunabilir..

Lâkin bu okuma, gözden ziyâde,
Nazariye ile olur. Nazariye de incelik,
İncelik de idrâk,
İdrâk da irfan vardır..

Uluğ Bey gibi,
Gökyüzünü sayfaya döken sultanlar,
Saatlerce yıldızları okumuş; 

Evliya Çelebi gibi,
Diyar-diyar gezip;
Şehirleri, 
İnsanları, 
Lehçeleri 
Satır-satır okuyabilmiştir..
 
Zîrâ bilirlermiş ki,
Okumak; 
Yalnız kitaba değil,
Hayata da tâbi bir sanattır..

Netice-i kelâm;
Okumak, 
İnsanın kendisine ettiği,
En büyük iyiliktir..
 
Okumayan kişi, 
Bir odada kapalı kalmış gibidir. 
Kitap ise; 
O odaya açılan bir pencere, 
Bir kapıdır. 
O kapıdan çıkan,
Başka bahçelere varır; 

O pencereden bakan, 
uzak diyârları seyreder
Ve 
Her bir kitap, 
insanın kendi içinden geçtiği, 
İnce bir yoldur..

Okuyan yürür, 
Yürüyen değişir,
Değişen ise, 
İnsanlık düstüründen nasiplenendir..
                     ☆

 “Kırık bir kalp,
Başarının asla öğretemeyeceği,
Dersleri öğretir.”
                      *

Sabah hoş ola????

Önceki ve Sonraki Yazılar