Yaklaşık bir yıl önce (19 Ekim 2018 Resmi Gazete) yayınlanmış olan yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, üretilmesi ve pazarlamasına dair yönetmelik yürürlükten kaldırıldı ve yeni yönetmelik aynı adla 3 Eylül 2019’da Resmi Gazetede yayınlandı.

Yeni yönetmelik daha önce yerel çeşitlerin kayıt altına alınmasında meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, yerel idareler ve üniversitelere de tanıdığı başvuru hakkını kaldırarak bu işlevi sadece Tarım ve Orman Bakanlığının araştırma enstitülerine tanıdı. Yerel tohumlukların üretilmesinde ise daha önce şirketlere de verdiği yetki kaldırılarak sadece bakanlığa verildi. Bunların dışında çok büyük bir değişiklik yoktur. Yeni yönetmelik tohum takasına, çiftçilerin kendi tohumluklarını yetiştirmelerine ve ürünlerini satmalarına engel değildir. Bu açıkça belirtilmektedir. Ancak yeni olarak yerel tohumun menşe bölgesi dışında takasının olmayacağı kaydedilmektedir. Her bir yerel tohumun gelişi güzel bütün bir ülkede takas edilerek yetiştirilmesinin yararlı olmayacağını zaten biliyoruz. Her yerel tohumun her yere uyum gösteremeyeceği açıktır. Ancak bakanlığın buna katı engeller getirmesi de anlamsızdır. Bu kısıtlamalar doğru olsaydı ve uygulansaydı Güney Amerika’dan gelen domates, patates, mısır vb. ürünleri ülkemizde yetiştiremezdik. Endemik kültür bitkisi olarak sadece ayçiçeğine sahip olan Kuzey Amerika’da insanlar ot ve bizon yiyerek mi yaşayacaklardı? Yıllarca yerel tohumu çiftçinin elinden alıp yerine hibrit tohumları dağıtan bakanlık bu konuda daha bilinçli olmalıdır. Değişik yörelerden gelen tohumlara ihtiyaç duyulabilir. Şüphesiz bunun bilinçli yapılması da gerekiyor.

Yeni yönetmelik eskisine göre yerel tohumun ne olduğunu biraz daha anlamasına rağmen hâlâ kullandığı terminoloji bakımından yeterli değildir. Uzmanlarda kavram karışıklığı devam etmekte ve yerel tohumlara, tohum şirketleri perspektifinden bakış devam etmektedir. Geçtiğimiz bir yıllık süre içinde sivil toplum kuruluşları bakanlığa, eline geçecek yerel tohumları tohum şirketlerine teslim edeceği endişesi ile ciddi bir şekilde destek olmamıştır. Bakanlığın tescil için başvuru, tohumluk üretimi konularını tamamen kendi eline alan bu yönetmeliği hazırlamış olmasının bu durumla ilgisi olduğu kanısındayız.

Bakanlıkça yapılan açıklamalarda kendi ürettikleri yerel tohumların fidelerinin halka dağıtılacağı söylenmektedir. Yerel tohumun kamuoyunda büyük bir destek bulması Tarım ve Orman Bakanlığını ve Sayın Emine Erdoğan’ı değişik toplantı ve etkinliklerle yerel tohumdan yana açıklama yapmaya itmektedir. Yerel tohum ürünlerinin pazarlamasında ise bir zincir marketle işbirliği yapıldığı açıklanmaktadır. Ancak bu çabalar sembolik olmaktan öteye gidememektedir.

Yerel tohumluklar ve bunlardan üretilen fidelerin bu konuda yıllardır hizmet veren bilgili çiftçiler tarafından da üretilmesi ve satılması gereklidir. Tohumculuk kanunu bunu yasaklamaktadır. Bakanlığın yerel tohumlarda, tohumluk üretimini sadece kendi tekeline alması yanlıştır. Yeni yönetmelik köylünün tohumluğu üretmesi, satması konusunda tohumculuk kanununda var olan yasaklarda hiçbir değişiklik getirmemiştir. Şüphesiz bakanlığın yerel tohumların bozulmadan devamlılığını sağlamak ve bu konuda eğitim vermek konusunda çabaları olmalıdır. Bu konuda belediyelere de görev düşmektedir. Seferihisar, Muğla, Çanakkale gibi bazı belediyelerimiz yerel tohum merkezleri kurmuşlardır. Belediyeler artık sadece fide üretmek ve tohum takas şenlikleri düzenlemenin ötesine geçmelidir. Yerel tohumların devamlılığının sağlanması, katılımcı bitki ıslahına başlanması konusunda etkili olabilirler. Burada gerek ziraat fakültelerinde gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı uzmanları arasında yeterli bilincin olmaması bir kısıtlılık oluşturmaktadır. Ancak gene de öncü atılımlar başlatılabilir.

Bakanlık yıllarca önce yapılmış anlaşmalar gereği elindeki tohumlukları yurtdışına göndermektedir. Bu konuda bir değişiklik yoktur. Şüphesiz genetik zenginliklerin bütün dünya ile paylaşılması doğrudur. Yanlış olan bunların sadece, nerdeyse her ülkede bulunan tohumculuk kanunlarına dayanarak tekel ve hegemonya oluşturmuş olan tohum şirketlerinin kullanımına açılması ve bunların geliştirdikleri çeşitlerin fikri mülkiyet hakları ile bütün bir dünya çiftçilerine ve halka dayatılmasıdır.

Yüksek düzeyde uzmanlıklar kullandığı ileri sürülen şirket tohumculuğunun dünyayı beslenme, toksik madde sorunu ve biyoçeşitlilik açılarından yanlış ve zararlı bir yöne götürdüğü açıktır. Şirket tohumları besin değeri düşük ürünler verir, tarım ilaçlarını yoğun bir şekilde kullanır ve biyoçeşitliliği dardır. Tohumculuk mevzuatı bu sorunları görmezden gelerek şirket tohumculuğuna haksız yere hegemonya sağlamıştır. Çiftçilerin binlerce yıldır kullandığı üç bitki ıslahı ilkesi çeşitlilik (biodiversity), dayanıklılık (resilience) ve kalite, tat, besin değeridir. Çiftçiler çeşitlilik için ıslah yaparken, şirketler birörneklilik için ıslah yapmaktadırlar. Çok değişik toprak ve iklim özelliklerine sahip olan bölge ve yerlere uyum gösteren çok sayıda çeşit veya popülasyonlarla büyük bir üstünlük kazanmış oluyoruz. İklim değişikliğinin getirdiği sorunlara karşı en başarılı cevap biyoçeşitlilik ve yerel tohumların özgürlüğüdür.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.