31 Mart gecesi kazanılan İstanbul zaferinin 6 Mayıs'ta YSK'nın sandık darbesiyle aldığı İstanbul seçimlerini 23 Haziran'da yenileme kararı nesilden nesile anlatılacak bir hukuksuzluk hikayesi olarak kendisine yer edindi.

Hele de o karara imza atan sözde 7 hukukçu tarihin çöplüğünde kendisine güzel bir yer edinecek.

AKP'nin İstanbul'u kaybetmek istememesinin nedenini az, çok hepiniz biliyorsunuz. Son bir kez daha şanslarını denemek istediler, beka söylemini değiştirdiler, seçmene kendilerini sempatik göstermek isterlerken adını bile anmaya korktukları rakipleri Ekrem İmamoğlu'na etmedikleri iftira, karalama, yalan kalmadı.

Baktılar olmuyor, ne yapılırsa yapılsın anketlerde istenilen sonuç alınamıyor. Bu defa da Kürt seçmenin üzerine oynamaya başladılar. Öcalan'ın HDP'ye 'İmamoğlu'na destek vermeyin' şeklindeki mektubunu seçimlere iki gün kala devletin ajansı olan Anadolu Ajansı tarafından duyurdular. Yetmedi; Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar'ın bile çıkarılmadığı TRT'ye Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan'ı çıkartıp onun ağzından da İmamoğlu aleyhine propaganda yürütmeye çalıştılar.

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir terör örgütü elebaşının sözlerini yorumlama noktasına kadar geldi.

Yetmedi, milliyetçi olduğunu öne süren partinin genel başkanı Devlet Bahçeli de Öcalan'ın mektubunu neredeyse savunan bir açıklama gerçekleştirdi.

Öcalan kozunun milliyetçi cenahta ve AKP'li seçmen üzerinde de oy kaybına neden olduğu aşikar. Bu stratejiyi kimler hayata geçirmek istediyse AKP'nin bu isimlerle kesinlikle yollarını ayırması gerekiyor. Halktan kopuk olmanın bir tezahürü bu, başka bir şey değil!

Bu beyhude çaba, HDP'nin kararlı duruşunun yanı sıra HDP eski genel başkanı Selahattin Demirtaş'ın İmamoğlu'na verdikleri destekte herhangi bir değişiklik olmadığını belirtmesiyle de son buldu. Bu noktada hem HDP'ye hem de Demirtaş'a faşizme karşı takındıkları tutum nedeniyle teşekkür ederim.

CHP'nin ittifakta birleştiği İYİ Parti'nin de süreci iyi yönettiğini ve ülkücü camianın MHP'ye ihtiyacı olmadığını önlerinde daha iyi parti olduğunu görmeleri açısından da bu galibiyet odukça önemliydi.

Kibrin, üstten bakmanın, 'her şeyi ben bilirim'ciliğin kaybettiği ve İstanbullu yurttaşların mağdurun yanında olduğu bir seçim yaşandı. Bunu rakamlar da destekledi. 31 Mart'ta 13 bin oyla kazanan İmamoğlu, 23 Haziran'da ise rakibine 806 bin 426 oy ile tarihi bir fark attı.

İstanbullu seçmen haksızlığa, hukuksuzluğa, yalana, yandaş medyaya ve isimlerine adeta bir demokrasi tokadı attı.

23 Haziran'da saat 17:00'de sandıkların kapanmasından sadece 2 saat 20 dakika sonra ekranların karşısına geçen AKP'nin adayı Binali Yıldırım, seçimi kaybettiğini açıkça ilan etti.

Yıldırım'ın bu kararının, özellikle seçim kampanya sürecinde kendisinden daha fazla göz önünde olan AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve MHP lideri Devlet Bahçeli'ye de bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Bu noktada Yıldırım'ın belki de ilk defa kimseye 'konuşabilir miyim?' diye sormadan ekranların karşısına çıktığı kanaatindeyim. Hiç seçim kazanamayan bir isim olan ve kampanya sürecinde de alay konusu olan Yıldırım'ın siyaset sahnesinden de çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Keza Yıldırım'ın bu ülkeye verebileceği, katabileceği hiçbir şey yok!

GALİBİYETİN MİMARI
İlçelerinde ince eleyip sık dokuyarak adayları belirleyen ve Ankara, İstanbul, İzmir gibi şehirlerin yanı sıra Antalya, Mersin, Adana gibi şehirleri de kazanan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na da teşekkür etmezsek büyük haksızlık etmiş oluruz. Kampanya sürecini büyük bir titizlikle inceleyerek, kendisini de arkaya atmaktan gocunmayarak büyük bir zafer kazandı. Bu Kılıçdaroğlu'nun da zaferidir.

Öte yandan bu süreçte işlerini hakkıyla yapan, seçim tahminleriyle büyük bir başarı yakalayan araştırma şirketlerine de teşekkür etmek gerekir.

KONDA araştırma şirketinin İmamoğlu'nun 8-9 puan, MetroPoll araştırma şirketinin ise İmamoğlu'nun yüzde 10 puan oranında önde olduğunu açıklaması takdire şayan bir başarı örneğiydi. İktidara yakın anket şirketleri ise en büyük haksızlığı kendi kitlelerine, işlerine ve reislerine yaptıklarının farkında olmadılar, olamadılar.

Keza ORC araştırma şirketi seçimlerden önce açıkladığı ankette Binali Yıldırım'ı yüzde 48.3, Ekrem İmamoğlu'nu ise yüzde 47.7 oranında göstermişti. Ne denebilir ki, umarım iş ahlaklarını değiştirirler.

Gelelim, Ekrem Başkan'a;

Yılmadan, usanmadan, her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, kötü söze, karalama kampanyalarına karşı kendi üslubuyla devam etti. Müthiş bir seçim kampanyası gerçekleştirdi. Hem 31 Mart'tan önce, hem de 6 Mayıs'tan sonraki süreçte oy oranını arttırdı. Milyonlarca İstanbullu onda umut gördü. 'Her şey çok güzel olacak' gibi harikulade bir seçim sloganıyla yoluna devam etti. 'Kimsenin hakkını yemem, hakkımı da yedirmem' demişti. Öyle de oldu, hakkını yedirmedi.

ZORLU KISIM BAŞLIYOR
Şimdi işin zorlu kısmı başlıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Mayıs ayında açıklanan borcu tamı tamına 26 milyar 800 milyon lira. Yanlış okumadınız, borç inanılmaz durumda. İBB'de yaratılan yolsuzluk, talan dönemi elbette ki son bulacak ancak bu borcu kapatmak ve aynı zamanda İstanbullu'ya hizmet etmek de ayrı bir zorluk yaratacaktır.

Bu zorlu mali tablonun altından kalkacağına inanıyor ve ona güveniyoruz. Aynı üslupla, aynı şeffaflıkla devam başkan. Bu ülkede bazı şeyler değişecekse bunun fitilini sen ateşledin, devamı elbette gelecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.