Kimin eseri olacak,  kendisini yargı içinde gören herkesin.

Bu kadar genelleme yapma diyebilirsiniz  ancak sistemin içindekilerin ve de sisteme müdahale edenlerin her birinin bu sonuçta payı var:

  • Hain terör örgütü önemsenmeyerek yolu açılan dinbaz kadrolaşma ve vasıfsızlık,
  • Adeta bilerek ve isteyerek hukuk eğitim ve öğretiminin kalitesizleştirilmesi,
  • Siyasetin elinin karıştırıcı olarak sürekli yargının içinde olmasının yani siyasetin yargısallaşmasının   yarattığı büyük nitelik kaybı,
  • Bu niteliksizliğin sonucu olan adaletten uzak uygulama ve hükümler,
  • Hakimin takdirine düşürülen korku gölgesi,
  • Bu kadar da olmaz dedirten usule ve esasa aykırılıklar,
  • Uygulanmayan yüksek mahkeme kararları,
  • Uygulanmayan AİHM kararları.

Bütün bunların sonunda;

Bağımsız ve tarafsız yargı var diyemiyoruz,

Bağımsız savunma var diyemiyoruz,

Adil yargılanma hakkı kullanılamıyor,

Nitelikli yargılanma hakkı kullanılamıyor,

Hakimin takdir hakkı, hakimin keyfine dönüşüyor.

Son örnek,  kesinleşmediği gerekçesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  (AİHM) kararına rağmen Osman Kavala’nın tahliye edilmemesi.

Halbuki AİHM  kararında,  Kavala’nın tutuklanmasında makul şüphe bulunduğuna dair somut veri sunulamadığına, Anayasa Mahkemesi’nin incelemesinin uzun süre alması nedeni ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki süratli inceleme koşulunun gerçekleşmediğine, tutuklama ve incelemenin uzun sürmesinin bir insan hakları savunucusu olan Kavala’yı ve onun nezdinde diğer insan hakları savunucularını susturmak gibi bir amaca yöneldiğini kabul ederek ülkemizi ve yargı sistemimizi mahkum etmiştir.

AİHM kararları üye devletler için bağlayıcıdır.  AİHM kararları, insan haklarına yönelik bir ihlalin olduğunu tespit eden kararın  tam olarak ve hızla infaz edilmesi için uluslararası hukuk anlamında bir yükümlülük getirir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesine göre Sözleşmeye taraf tüm devletler AİHM kararlarına uymaya mecburlardır. AİHM’in bir kararının infazı  sadece tazminatın ödenmesi ile sınırlı değildir. Davalı devlet AİHM kararının tam anlamıyla infaz edilmesini  sağlamak ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Osman Kavala’nın da   haklarının ihlal edilmesi nedeniyle tahliyesine karar verilmesi gerekir idi.

Ayrıca  AİHM kararlarının kesinleşmesi koşulu sadece "HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ"ni düzenleyen CMK 311/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Bu koşul yargılaması bitip mahkum olan yani tutukluluktan hükümlülüğe geçenin davasının yeniden görülmesi durumunda aranır. Osman Kavala’nın yargılanması bitmedi, henüz hükümlü değil, tutuklu.

Bütün bunlara karşın tutukluluğun sürmesi  ihsas-ı rey değil mi?

Evet, tekrarlayalım: Yargıya güvensizlik kimin eseri?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
rahmi 2020-02-01 14:21:15

yargiya her gün iftira atanların eseri