Abdullah Ağırkan
CHP Kalır, Dönemler Değişir
Türkiye’nin son kırk yılına bakın. İktidarlar değişti, tabelalar değişti, siyasi moda değişti. Kimi liberalizm dedi, kimi muhafazakârlık dedi, kimi küreselleşme masalları anlattı. Ama devletin ayakta kalmasını sağlayan temel kolonlara her saldırıda millet dönüp aynı yere baktı: Cumhuriyet’in kurucu iradesine.
İşte CHP’nin tarihsel anlamı tam burada başlar.
Çünkü CHP sıradan bir siyasi parti değildir. CHP, Kuvayı Milliye’nin siyasallaşmış hâlidir. Emperyalizme karşı verilmiş bir bağımsızlık savaşının, Anadolu halkının kendi kaderini eline alışının partisidir. Bugün hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, laikliği ve tam bağımsızlığı konuşuluyorsa, bunun temelinde o kurucu damar vardır.
Son yıllarda Türkiye’ye sürekli aynı reçete dayatıldı: Piyasalaşın, özelleştirin, ulus devleti küçültün, küresel sisteme tam entegre olun… Sonuç ne oldu? Fabrikalar satıldı, tarım çöktü, gençlik geleceğini yurtdışında aramaya başladı. Milli ekonomi zayıflarken yabancı sermayeye bağımlılık arttı. “Özgür piyasa” denilen şey, aslında Türkiye’nin üretim gücünün tasfiyesi oldu.
Ulusal sol tam da bu noktada farklı bir yerde durur. Çünkü ulusal sol, bağımsızlık olmadan halkçılık olmayacağını bilir. Bayrağı olmayan emeğin korunamayacağını, milli egemenlik zayıfladığında sosyal devletin de çökeceğini savunur. Bu yüzden laiklik kadar ekonomik bağımsızlığı da temel mesele görür.
CHP’nin tarihsel misyonu da budur: Cumhuriyet’i yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir bağımsızlık projesi olarak savunmak.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı ithal ideolojiler değil, kendi tarihsel birikiminden doğan kamucu ve milli bir kalkınma anlayışıdır. Üreten köylünün, alın teriyle yaşayan işçinin, Cumhuriyet değerlerine bağlı gençlerin yeniden ayağa kalkmasıdır mesele.
“Asolan CHP’dir” sözü bu yüzden kuru bir parti sloganı değildir. O sözün içinde anti-emperyalizm vardır. Tam bağımsız Türkiye idea li vardır. Altı Ok’un halkçılığı, devletçiliği ve devrimciliği vardır. Çünkü bu ülkede Cumhuriyet zayıfladığında yalnızca bir rejim değil, milletin ortak geleceği de yara alır.
Bugün hâlâ ayakta kalabiliyorsak, bunun sebebi Cumhuriyet’in kolay kurulmamış olmasıdır. Ve o Cumhuriyet’in siyasal hafızası, bütün tartışmalara rağmen, hâlâ CHP’nin damarlarında yaşamaktadır.
Son söz:
CHP’nin bu süreçte iç kavgalara sürüklenmesi ya da kendi içine kapanması, AKP’nin en çok istediği tablo olacaktır. Bu nedenle artık herkesin ortak akıl ve birlik anlayışıyla hareket etmesi gerekiyor. O koltuklar geçicidir; önemli olan kişisel ikbal değil, CHP’nin geleceği ve toplumun umududur.