Muratcan Işıldak

Muratcan Işıldak

19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalkışının Adı

Tarih bazen yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceğe dair iradeyi de şekillendirir. Türk milletinin hafızasında işte böyle günlerden biridir 19 Mayıs 1919. Sadece bir takvim yaprağı değil, aynı zamanda teslimiyete karşı direnişin, umutsuzluğa karşı iradenin ve parçalanmaya karşı milli egemenlik düşüncesinin doğduğu tarihsel eşiktir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, askeri bir hareket olmanın ötesinde siyasal ve toplumsal bir yeniden kuruluş hamlesiydi. Çünkü o gün Anadolu’da yalnızca bir işgal yoktu; aynı zamanda çökmüş bir devlet düzeni, dağılmış bir toplumsal psikoloji ve kaybolmaya yüz tutmuş bir gelecek umudu vardı. İstanbul hükümeti fiilen etkisiz hale gelmiş, emperyal güçler Anadolu’nun paylaşım planlarını hızlandırmış, halk ise büyük bir belirsizlik içine itilmişti.

İşte böylesi bir ortamda 19 Mayıs, yalnızca bir başlangıç değil; aynı zamanda “millet iradesine dayalı yeni bir siyasal meşruiyetin” ilanıydı.

Bugün 19 Mayıs’a yalnızca nostaljik törenler üzerinden bakmak büyük eksiklik olur. Çünkü 19 Mayıs’ın özü, anti-emperyalist bağımsızlık fikridir. O gün verilen mücadele yalnızca askeri değil; aynı zamanda ekonomik, siyasal ve kültürel bağımsızlık mücadelesiydi. Bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi “tam bağımsızlık” üzerine inşa edilmiştir.

Aradan geçen yüz yılı aşkın süreye rağmen Türkiye’nin halen benzer tartışmalar yaşaması dikkat çekicidir. Ekonomik bağımlılık, dış politika kırılganlıkları, demokratik gerilimler, genç işsizliği, eğitim sorunları ve liyakat tartışmaları bugün yeni kuşakların karşı karşıya olduğu temel meseleler haline gelmiştir. Dolayısıyla 19 Mayıs’ı yalnızca geçmişte yaşanmış bir tarihsel olay gibi görmek yerine; bugünün Türkiye’sini anlamak için de değerlendirmek gerekir.

Atatürk’ün 19 Mayıs’ı gençliğe armağan etmesi son derece bilinçli bir tercihti. Çünkü gençlik, yalnızca biyolojik bir yaş aralığı değil; değişim iradesinin, sorgulama kapasitesinin ve toplumsal dönüşüm enerjisinin taşıyıcısıdır. Cumhuriyet’in kurucu kadroları gençliği edilgen değil, aktif yurttaşlık temelinde değerlendirmiştir. Bugün ise gençlerin önemli bir kısmı geleceğe dair kaygı taşımakta, yurtdışı hayalleri kurmakta ve kendisini sistemin dışında hissetmektedir.

Belki de bugün en çok üzerinde düşünülmesi gereken mesele budur:
Cumhuriyet’in “geleceği kuracak özne” olarak gördüğü gençlik neden bugün umutsuzlukla anılıyor?

19 Mayıs’ın ruhu tam da burada yeniden önem kazanmaktadır. Çünkü bu tarih, en zor koşullarda dahi mücadele iradesinin mümkün olduğunu göstermektedir. Samsun’a çıkan irade; yalnızca bir askeri strateji değil, aynı zamanda toplumsal psikolojiyi yeniden ayağa kaldıran siyasal bir vizyondu.

Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur:
Korkudan değil özgüvenden beslenen,
kutuplaşmadan değil ortak yurttaşlıktan güç alan,
sadakatten değil liyakatten hareket eden,
itaatten değil özgür düşünceden beslenen yeni bir toplumsal iklim.

19 Mayıs aynı zamanda demokrasi tartışmaları açısından da önemlidir. Çünkü milli mücadele süreci, halk egemenliği fikrinin güç kazandığı bir dönemdir. Erzurum ve Sivas kongrelerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar geçen süreçte ortaya çıkan temel anlayış; milletin kaderinin saraylar veya dış güçler tarafından değil, halkın iradesiyle belirlenmesi gerektiğidir.

Bugün demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret görüldüğünde, 19 Mayıs’ın ruhu eksik okunmuş olur. Çünkü Cumhuriyet’in kuruluş mantığında demokrasi; katılım, özgürlük, eşit yurttaşlık ve kamusal sorumluluk anlayışıyla birlikte ele alınmıştır.

Öte yandan 19 Mayıs’ın uluslararası boyutu da unutulmamalıdır. Milli Mücadele, yalnızca Türkiye açısından değil; sömürgecilik karşıtı hareketler açısından da önemli bir örnek oluşturmuştur. Hindistan’dan Cezayir’e, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar birçok toplum Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini dikkatle takip etmiş, anti-emperyalist direniş açısından ilham kaynağı olarak görmüştür.

Bugün küresel sistem yeniden büyük güç mücadeleleriyle şekilleniyor. Enerji savaşları, yapay zekâ rekabeti, ekonomik krizler ve jeopolitik kırılmalar yeni bir dünya düzeni oluşturuyor. Böyle bir dönemde 19 Mayıs’ın bize hatırlattığı en temel gerçek şudur:
Bağımsızlık yalnızca askeri değil; ekonomik, teknolojik ve demokratik kapasiteyle korunabilir.

Bu nedenle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında 19 Mayıs’ı anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değil; geleceğin Türkiye’sini nasıl kuracağımızı tartışmaktır.

Bugün gençlerin özgürce düşünebildiği,
üniversitelerin bilim üretebildiği,
hukukun güven verdiği,
liyakatin korunduğu,
kadınların eşit yurttaş olduğu,
gençlerin ülkeden gitmek zorunda hissetmediği bir Türkiye inşa edilebiliyorsa;
işte o zaman 19 Mayıs’ın ruhu gerçekten yaşatılmış olacaktır.

Çünkü 19 Mayıs, yalnızca Samsun’da başlayan bir yolculuk değil;
bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar