Dünya da eğitim sistemini düzenlemiş, kaliteli eğitim veren ülkelerin ekonomik ve sosyal problemleri bizden çok daha azdır. “ Bir ülkenin savaş stratejisinden, savunma planlamasından daha önemli ne olabilir ki?” sorunun tek cevabı “eğitim” dir. Bir ülkenin eğitim stratejisi, savunma stratejisinden çok daha önemlidir. Ülkesini, milletini, topraklarını savunma bilinciyle eğitilmemiş nesillerin ne kendilerine ne de ülkelerine bir faydası olur.

II. Dünya Savaşı sonrası yerle bir olan Almanya’nın tekrar kalkınıp dünya devletleriyle yarışacak hale gelmesi o dönemde uyguladığı eğitim politikasıdır. II. Dünya Savaşından sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde 11 ayrı ve Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde ise tek tip okul sistemi kuruldu. İşgal sonrası Almanlar fabrikaların, sanayinin değil öncelikli olarak eğitimin sorumluluğunu yüklendiler ve Almanya’yı eğitim sayesinde ayağa kaldırdılar.

İki atam bombasıyla sarsılan, sadece yaşayan halkını değil, gelecek nesillerin sağlığını büyük ölçüde yaralayan saldırılara rağmen dünya ekonomisine meydan okuyabilen Japonya “eğitim sistemiyle” bu günlere gelmiştir.

En büyük mucize ise Milli Mücadele sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet’inde gerçekleşmiştir. Her bir köşesi işgal olmuş bir devlet imkânsızı başarıyor ve düşmanları yurdumuzdan büyük bir kahramanlıkla atıyordu. O günlerin başkahramanı Mustafa Kemal Paşa için ise, asıl mücadele şimdi başlıyordu. O yüzden yeni bir ordu kurmak gerekiyordu ama bu ordunun askerleri, eğitim gönüllüleri olan öğretmenler olacaktı.

Büyük Zafer sonrası İstanbul’dan Bursa’ya gelen öğretmenlere 27 Ekim 1922 günü “ Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için ortam hazırladı. Gerçek zaferi kazanacak ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız. Ben ve sarsılmaz imanla bütün arkadaşlarım sizi izleyeceğiz ve karşılaştığınız engelleri kıracağız.” Öğretmenlere olan inancını ve desteğini bu sözlerle onlara iletmişti.

Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye’nin nüfusu 11-12 milyon civarındaydı. Üst üste yaşanılan savaşlar 3 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Savaş sırasında okullar, hastaneler, yollar her yer yıkılmış yok olmuştu. Eğitimli birçok insanımız hayatını kaybetmişti. Bu nüfusun %10’u kadınların ise ancak %3’ü okuryazardı. Türkiye’de 4894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 64 meslek okulu, 9 fakülte ve yüksek okul olmak üzere toplam 5062 eğitim kurumu mevcuttu.

Bu okullarda görevli öğretmen ve öğretim üyesi ise İlkokulda 10.238, ortaokulda 796, lisede 513, meslek teknik öğretiminde 64, yüksek öğretim kurumlarında ise 307 olmak üzere 11.918 eğitim ordusu neferi mevcuttu.

Okullar İstanbul ve birkaç büyük yerleşim yeri dışında eğitime elverişli değildi. Eğitim programı çağdaş eğiteme cevap verecek şekilde hiç değildi. Yani anlayacağız eğitim tam bir harabe durumdaydı.

Bütün bu imkânsızlıklar karşında Ulu Önder, nasıl Kurtuluş Savaşı’nı planladıysa bundan sonrası içinde planları mevcuttu. Eğitim için kafasında oluşturduğu makro eğitim planını devreye soktu. Böylece bugünün sosyal ve ekonomik yapısının temellerini atılmış oldu.

Söz konusu programda o güne kadar müfredatlarda yer almayan Milli Mücadele döneminde bunun zorluğunu yaşadığı konuları müfredata koymuştu. Bu konular neler miydi?

Milli Şuuru geliştirme, kendine güven duyma, girişim gücüne üretici fikirlere sahip olma, kendi bünyemize uygun programlar geliştirme gibi bugünkü modern eğitimde hala kullanılan temel ilkeler daha o zaman düşünülmüş ve programa alınmıştı.

1923 ten 1938’e kadar Atatürk Türkiyesi’nde;

Ülke nüfusu 12 milyondan 16 milyona çıkmıştır.

İlköğretim kademesinde en yüksek artış %352 ile kadın öğretmenlerde ve %323 ile kız öğrencilerde olmuştur.

Orta öğretimde öğrenci sayısı %1463, liselerde öğrenci sayısı %2015’lik bir artış göstermiştir.

Yeni açılan okullara baktığımızda ilkokullarda %60, ortaokullarda % 216, liselerde % 226’lik bir artış göstererek büyük yol kat edilmiştir.

Kız meslek liselerinde %225’lik bir artış olmuştur. Artık kızlarda eğitim içindedirler.

Yüksek öğretim kademesinde de %111 bir artış sağlanmıştır. 1923 yılında yüksek öğrenimde hiç kadın öğretim görevlisi bulunmazken 1938 yılına gelindiğinde 99 kadın öğretim görevlimiz olmuştur.

O dönemde eğitimde mucizeler yaşanmış ve ülke ekonomisi güçlenmiş Yeni Türkiye eğitimle birlikte ayakta durmaya başlamıştır.

Ülkeleri ayakta tutan, ekonomisini güçlendiren, refah payını arttıran, huzurlu ve mutlu toplum yaratan tek bir gerçek vardır. O da doğru bir eğitim stratejisinden geçmektedir. Hiçbir strateji, eğitim stratejinden önemli değildir.

Ömrünü savaş meydanlarında geçirmiş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü unutulmamalıdır.

“Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir. “(1923, Adana)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muhsin Salman 2019-12-01 10:32:32

Eğitimi veren kadar alan kafa lazım. Biat kültürüyle yoğrulmuş çamurdan oluşan kafalar için savaş cihat sayılıp ahrette Cennettir. Ölen de öldürende kendisidir ama öldürmeye devam eder. Sözde profesör cahil toplumu savunur. Bence o tür düşünce de olanlara bir ülke verilip o ülkenin etrafı çevrilmeli akşam sabah dua edip cihat etsinler. Biz insanlara insan olanlara verilmeli EĞİTİM