-İHANET

İhanet 
Ve ya 
İftira;

"Zehirli bir yılanın,
İnsanı sokması benzeridir.."


"İhanetin gölgesinde kalan insan;

Güvenme cesaretini,

Sevmenin anlamını,

Sadakatin artık zor bulunacağını

Ve 

Bunun artık herkes için,
Yaşam şeklini almış olabileceği histerisine düşer..

O ihanet ambelisine yakalanan kişinin yaşamı,
Haraplıktan ibarettir..

İzninizle bugün Sizlerle,
Bu ihanet lanetini,
Bu günün makalesinde,
Biraz irdelemek isterim..

İnsan uğruna her şeyini,
Feda edebileceğini düşündüğü birine,
Tereddütsüzce gönlünü açmak ister
Ve
Bu münasebetle de;

Onun dizin de huzur bulacağını, 

Onunla aynı limana demirleyeceğini, 

Fırtınalar karşısında elinin,
Asla bırakılmayacağını sanır..

Sonra bir gün, 
Hiç beklemediği bir ihanetle karşılaşır 
Ve 
O gün,
O kişi,
Yalnızca sevdiği insana olan güvenini kaybetmiyor; 

Bütün insanlara
Ve
Hatta kendi yargılarına bile,
Artık şüpheyle bakmaya başlar..

İşte bu soruların 
Ve ya
Sorunların ağırlığı da burada başlar;

Bir daha kime güveneceğiz?

Başımızı bir daha kimin dizine koyacağız?

Gemimizi hangi limana demirleyeceğiz?

İhanet ihtimaline rağmen,
Bir daha nasıl sevdalanacağız?

Ben bu makaleyi,
Karamsarlığa teslim olmadan ama, 
Yaşadığımız zamanın yarasını da,
Örtbas etmeden yazmayı arzuluyorum..


Günümüzde ki,
Bu İhanet minvali Çağında, 
Kime Demirleyeceğiz?


“Ölmek sanıldığı kadar zor değildir ama, 
Uğrunda ölümü göğüsleyebilecek birisini bulmak, 
Artık öylesine zordur ki..”


İnsan, bazen bir ömrü,
Tek bir insana sığdırır.
Bir bakışına huzurunu, 
Bir sözüne umudunu
Ve
Bir gülüşüne de,
Yarınlarını emanet edebilir..

Onun yanında Dünya'nın bütün gürültüsünden uzaklaşacağını, 
Başını göğsüne yasladığında,
Hayatın yükünü biraz olsun,
Unutacağını düşünür..

Çünkü insan, 
Yalnızca sevmek istemez;

Sevdiği yerde,
Güvende olmak da ister.
Birinin gözlerine baktığında,
Kendisini savunmak zorunda kalmamayı, 
Her sözünün ardından,
Başka bir niyet aramamayı, 
Başını birinin dizine koyduğun da,
Yarın o dizlerin kendisine yabancılaşmayacağını bilmeyi ister..

Kısacası, 
İnsan bir liman arar
Ve
Fırtınaların dinmesini bekleyebileceği;

Yorulduğunda sığınabileceği, 

Kendisi olmaktan korkmayacağı bir limanın
Hülyaları ile didinir..

Peki ya bir gün, 
Bütün fırtınalardan korunduğunu sandığı o limanın,
Kendisi bir fırtınaya dönüşürse?

Ya uğruna her şeyi göze aldığı insan, 
Bir gün,
En büyük yarasının sahibi olursa?
İşte o zaman,
İnsanın içinde bir şey değil,
Çok şey kırılır-kopar
Ve
Kırılıp kopan şeyler, 
Yalnızca sevgi değildir; 

Güven duygusudur,

Geleceğe dair kurulan hayallerdir

Ve

İnsanın başka bir insana,
Artık gönül rahatlığıyla,
İnanabilme cesaretidir..

İhanet, bazen bir ilişkinin sonundan,
Çok daha fazlasıdır. 
İnsan, yaşadığı hayal kırıklığının ardından,
Geçmişini yeniden sorgulamaya başlar;

“Bunca zaman nasıl göremedim?”

“Bana söylenen hangi söz gerçekti?”

“Ben mi yanıldım,
Yoksa-yoksa da, 
İnandığım insan mı değişti?”

Sorular çoğalır,
Cevaplar azalır,
Bir zamanlar huzur veren hatıralar bile;

Artık insanın yüreğinde,
Sızıya dönüşür

Ve 

İnsan, kendisini koruyabilmesi için,

Kapılarını kapatmayı adet ederek,

Bir daha kimseye fazla inanmamaya, 

Kimseye fazla bağlanmamaya,

Kimseyi selamlamamaya

Ve de

Kimsenin yokluğuyla sarsılmamaya karar verir..


Oysa burada büyük bir tehlike vardır.
Bizi bir insan yaralamıştır;

Fakat biz bazen,
O yaranın bedelini,
Bütün insanlığa ödetmeye başlarız.
Bir kişinin ihaneti yüzünden,
Başkalarının samimiyetinden şüphe eder, 
Bir kişinin vefasızlığı yüzünden,
Bütün sevgileri sorgularız.
Sonra farkında olmadan,
Bizi yaralayan insanın ihanetini,
Hayatımızın geri kalanına da taşırız.
Bir başkasının sadakatsizliği yüzünden,
Kendi sevme yeteneğimizi cezalandırmak da, 
İhanete ikinci kez,
Yenilmemiz değil midir?

Peki, bütün bunların yaşandığı bir çağda,
Kime güveneceğiz?

Hiç mi başımızı birinin dizine koyamayacağız?

Hiç mi bir limana demir atamayacağız?

Hiç mi yeniden sevdalanamayacağız?

Elbette güveneceğiz. Elbette seveceğiz. 
Elbette bir gün, 
Yorgun ruhumuzu dinlendirecek,
Bir liman bulmayı,
Her dem ummak içinde olacağız..

Fakat belki artık,
Sevgiyi yalnızca söylenen sözlerle değil, 
Zaman içinde gösterilen davranışlarla,
Tartmayı öğreneceğiz.
Çünkü sadakat, 
Güzel günlerde verilen büyük vaatlerden ibaret değildir. 
Asıl değeri, 
İnsanın eline fırsat geçtiğinde, 
Çıkarları değiştiğinde, 
İşler zorlaştığında 
Ve 
Kimse onu sorup-sual etmediğinde ortaya çıkar..

Güven, bir insanın,
Asla hata yapmayacağına inanmak değildir. 
Güven; 

Dürüstlüğün, 

Sorumluluğun, 

Karşılıklı saygının 

Ve 

Gerektiğinde yanlışını kabul edebilme erdeminin, 

Varlığına inanmaktır..
      
(Bu konuya izninizle yarın devam etmeyi arzuluyorum)
                                       ☆


Bedel,
Zindan,
Sıla
Ve
Hasret de,

Hep biz mi düşer Üsta
                                  *

Gün samimi ola

Önceki ve Sonraki Yazılar